Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

NİSAN  2005  |  YIL : 6 |  SAYI : 62

ERMENİ SOY KIRIMI İDDİALARI NE KADAR DOĞRU?


Yusuf HALAÇOĞLU
Prof. Dr.; Türk Tarih Kurumu Başkanı
 
 

Tarih insanların hayal ettikleri midir? Yoksa, farklı pencerelerden, yani sağlam kaynaklardan elde edilen bilgilerle varılan sonuç mu?

Ermeni soy kırımı iddiaları, ciddî anlamda bütün Türkleri rahatsız etmektedir. Ancak bu konuda iddialarda bulunanlar, Ermenilerin toplu bir katliama tabi tutulduğunu açıkça belirten bir kaynağa dayanmadıkları gibi, özellikle o dönemdeki hükûmetin böyle bir emir verdiğine, hattâ imada bulunduğuna dair de somut bir belge ortaya koyamamaktadırlar. Soy kırımı iddiasında bulunanların, o dönemde Fransa, İngiltere ve Rusya’nın tehcirle (zorunlu göç) Osmanlı Devleti’ni paylaşma politikalarının önüne set çekilmiş olduğunu ve bu nedenle böyle bir suçlama içine girerek, bunu bir baskı unsuru olarak ele aldıklarını gözardı ediyorlar. Dünyanın hiçbir ülkesinin, kendisini yıkmaya çalışanlara karşı sessiz kalması mümkün değildir. Nitekim Rusların Osmanlı nezdindeki büyükelçisi Zinovyev, 26 Kasım 1912’de Rusya’ya gönderdiği raporunda (Rusya Dış Politika Arşivi, Siyasî Kısım nr. 117/293), Rusya’nın politikasını açıkca ortaya koymaktadır. Zinovyev bu raporunda şunları şöylemektedir:

Bu anlatılanlar Ermeni halkının gittikçe Rusya tarafını tutmakta olduğunu göstermektedir ve bu isteğin gerçekten de içten ve samimî olduğu ortadadır. Rusya’ya olan sempati Ermeni burjuvası ve aydınları arasında da yaygındır. İhtilâlci partiler artık gittikçe itibarını kaybediyor ve yerine konservatif programıyla yeni partiler kuruluyor. Van, Bâyezid, Bitlis, Erzurum ve Trabzon konsoloslarımızın bildirdiklerine göre bu vilâyetlerdeki Ermenilerin hepsi Rusya tarafındadırlar ve bizim ordularımızı bekliyorlar veya Rusya’nın kontrolü altında reformlar yapılmasını istiyorlar. 21 Kasımda Bâyezid konsolosunun bildirdiğine göre, bütün Ermeniler Türkiye’ye karşı düşmanca tavırda bulunuyorlar ve Rusya’nın protektörlüğünü, Ermeni topraklarını işgal etmelerini bekliyorlar. Ermeni Patriği Rusya’ya Türkiye’deki Ermeni halkını kurtarması için yalvarmaktadır.

Bana göre, biz bu koruyucu tavrımızı devam ettirmeliyiz. Şunu da unutmayalım ki, Türkiye’nin Ermeni vilâyetlerinde durum çok istikrarsızdır. Her an ayaklanmalar ve düzensizlik ortaya çıkabilir. Eğer bir katliam meydana gelirse, bu halkın militanları bizden destek alabileceklerine güvenmezlerse “Üç Devlete” başvuracaklardır. Bu durumda biz şansımızı kaybederiz; fırsat Avrupa devletlerine geçecektir”.

Buna karşılık yine aynı büyükelçi 6 Mart 1909’da “Osmanlı İmparatorluğu’nda Durum” adı altında geçtiği gizli raporda (Rusya Dış Politika Arşivi, Siyasî Kısım, nr. 37, s.252) şunları yazmıştı : “Bitlis’teki Ermenilerin ne Türklerden, ne de Kürtlerden şikâyetleri varken, Ermeni komitacı dernekleri kurulmakta ve dernekler geniş faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Dernek üyeleri her pazar günü Bitlis kilisesinde toplantılar ve konuşmalar yapmaktalar. İhtilâl fikrinde olan Ermenileri bir araya getirerek yönetime karşı mücadele için kışkırtmaktalar. Toplantılar yasaklanınca Ermeniler, bu defa aynı anlamdaki bildirileri her tarafa yapıştırmışlar. Şu sırada Ermeniler arasında ihtilâlin ihtiyacı için vergi toplanmaktadır. Çoğu Ermeninin, bu tür eylemlerin Ermenilere zarardan başka birşey getirmeyeceğini ve silah için para vermeyeceklerini söyledikleri, bunun üzerine Ermeni ihtilâl komitelerinin şiddet kullanma ve karşı çıkanları kılıçtan geçirme tehdidiyle bu tür grupları sindirdikleri öğrenilmiştir”.

Ermenilerin soy kırımına uğradığını iddia edenlerin, yukarıda verdiğimiz Rus arşivindeki bilgileri hiçbir zaman kullanmadıkları görülmektedir. Tarih bir bütünlük içerisinde incelendiği takdirde bilim olur. Aksi takdirde ideolojik veya siyasî bir niteliğe bürünür ki, bu da ulusların birbiriyle çatışmalarından başka bir işe yaramaz. Dolayısıyla Ermeni konusunda araştırma yapanlar, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın ne zamandan beri Osmanlı Ermenileriyle ilgilenmeye başladıklarını ve hangi gayeleri olduğunu göz önüne alacak olurlarsa, Ermenilerin asıl kimler tarafından kullanıldıklarını ve gerek Ermeni terör örgütleriyle Osmanlı güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda ve gerekse iki halk arasında meydana gelen mücadelelerde her iki taraftan ölenlerin, asıl katillerinin kimler olduğunu anlamaları mümkün olacaktır.

Tarihe baktığımız zaman yüzlerce yıl Türklerle ve Osmanlı ülkesinde huzur içinde yaşayan ve hattâ Müslüman unsurla bütünleşen Ermeniler, 850 yıl sonra neden ve nasıl oldu da düşman addedilmek durumunda kaldı? Objektif bir tarih araştırıcısı, eğer gerçekleri arıyorsa, bu bakış açısını gözardı etmeyerek bir değerlendirme yapmak durumundadır. Birtakım varsayımlarla ve duygusal değerlendirmelerle, olduğundan başka bir tarih yazan ve tarihi çarpıtan kişinin, sadece belli çevreler adına hareket ettiği sonucu ortaya çıkar. Bu kimselerin kime veya neye hizmet ettiklerini anlamak zor olmasa gerektir. Fransa senatosunun aldığı kararı (18 Ocak 2001) aslında Fransa’nın yeni bir politikası gibi algılamak safdillik olur. Zira Fransa’nın Ermenilerle daha 1853’lerde ilgilendikleri bütün kaynaklarda yer almaktadır. Osmanlıların Ruslarla yaptıkları Ayastefanos Anlaşması (1878) sonrasında ise, Rusların Osmanlı ülkelerine tümüyle sahip olacakları korkusu, Fransa ve İngiltere’yi harekete geçirmiştir. Bu tarihlerden sonra, Ruslar tarafından daha önce kurdurulan Taşnaksutyun ve Hınçak gibi komitelerin, yaptıkları insanlık dışı faaliyetlere rağmen desteklenmesi de bundandır. Keza Osmanlı şehirlerinde Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları Doğu Anadolu’daki 6 vilâyette ıslahat yapılması ve burada Fransa, İngiltere ve Rusya’nın (1914’te bu ittifaka Almanya da dahil olmuştur) önerdiği üç gayrimüslim adaydan birinin Osmanlı hükûmetince vali tayini isteği, yine Anadolu’nun paylaşılması planının bir parçasıdır. Böyle bir politikanın takip edildiği Sevr’le kanıtlanmış ve neticede Osmanlı toprakları paylaşılmıştır. Bu dönemde Fransa’nın işgal ettiği Adana, Maraş ve Antep’teki askerî varlığının yarısının Ermeni lejyonerlerinden oluşması da, Ermenilerin hangi gaye ile desteklendiklerini ortaya koymaktadır (Halil AYTEKİN, Kıbrıs’ta Monarga (Boğaztepe) Ermeni Lejyonu Kampı, TTK Yayınları, Ankara 2000). Yine aynı şekilde Rus ordusu içinde de çok sayıda Ermeni askerin yer alması, bunun diğer bir kanıtıdır. Nitekim sınırdaki Osmanlı Seyyar Jandarma Komutanlığının raporunda Rusların sınıra yakın Türk köylerini aradıkları, buldukları silahları Ermenilere dağıttıkları, Ermenilerden asker topladıkları ve Kars bölgesindeki düşman askerinin çoğunun Ermenilerden oluştuğu rapor edilmiştir (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Emniyet-i Umumiye, 2. Şube, Dosya 2F/9). Keza, Ermeni delegasyonu başkanı Boghos Nubar Paşa da, Fransa Dışişleri Bakanlığına gönderdiği mektubunda, 150 bin kişilik bir Ermeni kuvvetinin Rus ordusu içinde yer aldığını yazmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşına girdiği Kasım 1914’ten sonra, Ermeni teşkilâtları (Anadolu’da örgütlenmiş 21 parti ve dernek vardı), İtilâf devletleriyle gizli görüşmeler yaparak, silahdırılmışlar ve Osmanlı ordusunu arkadan vurma planları yapmışlardı. Bilindiği gibi bu sırada Osmanlı Devleti üç cephede savaşmaktaydı. Bunlardan biri Çanakkale, ikincisi Kafkasya, üçüncüsü ise Suriye-Filistin cepheleriydi. İşte bu üç cepheyi birleştiren üçgen içinde yaşayan Ermeniler, birbiri ardınca isyan etmeye başladılar ve silahsız sivil halkı öldürmeye başladılar. Zira Ermenistan olarak niteledikleri Van, Bitlis, Erzurum, Sivas, Elazığ ve Diyarbakır’da nüfusları %10 civarındaydı ve buradaki Müslümanları sürmedikleri takdirde bir devlet kuracak çoğunlukta değillerdi. İşte böyle bir ortamda, yani ölüm kalım mücadelesinin verildiği bir sırada, gerçekleştirilen bu isyanlar dolayısıyla Osmanlı yöneticileri, Ermenileri zarar veremeyeceklerini düşündükleri, yukarıda söz konusu ettiğimiz üçgenin dışına, yani Mezopotamya bölgesine nakletme kararı aldı. Savaşın devamı süresince o bölgede kalmaları planlanan Ermeniler, 8-9 ay içinde Anadolu’dan bu bölgeye nakledildiler. Bu nakil tehcir (zorunlu göç) olarak adlandırıldı. Zorunlu göç uygulaması, yaklaşık 450-500 bin Ermeniyi kapsadı. Bu sırada Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilerin miktarı, yine yaklaşık olarak 1,5 milyon civarındaydı. Rusya’yla savaş dolayısıyla 450-500 Ermeni de kendiliklerinden Kafkasya’ya göç ettiler. Yabancı kaynaklara göre sürgün dışı tutulan Ermenilerin sayısı ise 400 bin idi. Bu arada bazı Ermenilerin de yurt dışına göç ettikleri, o tarihte Osmanlı limanlarından hareket eden gemilerin yolcu listelerinden anlaşılmaktadır.

Ermenilerin zorunlu göç ile Mezopotamya’ya sürgün edilmeleri nasıl gerçekleşti? Bu sırada ne kadar Ermeni kaybı meydana geldi? Gönderildikleri yerde Ermeniler nasıl bir hayat yaşadılar? Daha sonra bu Ermenilere ne oldu? İşte bu soruların cevabını o döneme ait, taraf devletlerin arşivlerine bakarak vermek mümkündür.

Tehcir dediğimiz bu zorunlu yerleştirme, doğal olarak meşakkatli geçmiş, pek çok masum sivil Ermeninin mağduriyetine sebep olmuş ve yaklaşık 9-10 bin Ermeni, eşkıya saldırısı, 30 bine yakın kişi de hastalıktan ölmüştür. Buna rağmen bu büyük yer değiştirme olayının canlı şahitleri, naklin büyük bir düzen içinde gerçekleştirildiğini yazmışlardır. Bunların başında Amerikanın Mersin konsolosu gelmektedir. Edward Natan, 30 Ağustos 1915’te büyükelçi Morgenthau’a gönderdiği raporunda şunları söylüyor: “Tarsus’tan Adana’ya kadar bütün hat güzergâhı Ermenilerle doludur. Adana’dan itibaren bilet alarak trenle seyahat etmektedirler. Kalabalık yüzünden sefalet ve çektikleri zahmete rağmen hükûmet bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare etmekte, şiddete ve intizamsızlığa yer vermemekte, göçmenlere yeteri kadar bilet sağlamakta ve muhtaç olanlara yardımda bulunmaktadır” (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye, Emniyet-i Umumiye, 2. Şube, nr. 2D/13).

Osmanlı Devleti arşiv belgelerine baktığımızda, nakledilmesi planlanan Ermenilere göç hazırlığı yapmaları için bir hafta ile 15 gün arasında zaman tanınmış, yola çıkarılan kafileler, aşiretlerin ve halkın zarar vermelerini önlemek için jandarmalar eşliğinde hareket ettirilmiştir. Gittikleri yerlerde ev yapımı, yerleştirilecekleri yerlerin ziraate elverişli olması gibi önlemler de alınmıştır. Nitekim savaşın bitiminden sonra, yani 1919 yılında Osmanlı Devletinin çıkardığı yeni bir kanunla Ermenilerin evlerine geri dönmeleri izni verilmiş, Ermeni Patrikhanesinin tespitlerine göre 644.900 Ermeni geri dönmüştür. Bu durumda niçin soy kırımı iddiasında bulunulmaktadır?

Aslında tarafsız olarak düşünüldüğünde, bir soy kırımıın yaşanıp yaşanmadığı kolaylıkla anlaşılabilir. Bunun için 1915’ten sonra, başta Fransa, Amerika, Rusya, İngiltere, İran, Suriye v.s. ülkelere ne kadar Ermeninin gittiğinin nüfus kayıtlarından öğrenilmesi ve hâlen bu ülkelerde yaşayan Ermenilerin miktarlarının tespiti, Ermenilerin iddia edildiği gibi öldürülüp öldürülmediklerini ortaya koyacaktır. Zaten öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerle ilgili verilen rakamların da tutarsızlığı bunu ispat için kâfidir. Son zamanlarda, öldürülenlerle ilgili verilen rakamın 1,5 milyonun üzerinde ifade edilmesi, işin nasıl çığırından çıktığının göstergesidir. Kaldı ki öldürüldüğü iddia edilenler nereye gömülmüştür? Her bir toplu mezara 500 kişi konacak olsa 3000 toplu mezar olurdu ki, bu toplu mezarlar nerededir ve şimdiye kadar neden bir toplu mezar gösterilmemiştir? Hâlbuki gerek Amerikan arşiv belgelerinde, gerekse İngiliz arşiv belgelerinde, 1919 tarihinden sonrasına ait Ermeni nüfus kayıtları, Ermenilerin yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Bunlardan Amerikan arşivinde yer alan 1921 yılına ait bir belgede (US Archives, NARA 867.4016/816) çeşitli ülkelerde yaşadığı belirtilen Osmanlı Ermenilerinin sayısı 1.200.000 olarak verilmiştir. Keza 1925 tarihli bir başka Amerikan belgesinde ise bu sayı 1.768.000 olarak daha yüksek bir düzeyde gösterilmektedir.

Aslında Ermeni delegasyonu başkanı Boghos Nubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği raporda (Archives des Affaires Etrangères de France, Série Levant, 1918-1928, Sous série Arménie, Vol. 2, folio 47), Osmanlı topraklarındaki Ermenilerin ne miktarda hangi ülkelere sürüldüklerini bildirerek, tehcirin bir soy kırımı olmadığını bir yerde ispat etmiştir. Öte yandan Amerika Büyükelçisi Hanry Morgenthau’ın hatıralarındaki (Ambassador Morgenthau’s Story, New York 1918) Ermeni protestanlarının vekili Zenop Bezciyan’ın ifadeleri de Boghos Nubar’ı teyid etmektedir. Ama asıl şaşırtıcı olanı, bu zatların ifade ettikleri rakamların Osmanlı arşivindeki tehcir edilenlerle ilgili şehir şehir verilen rakamlarla uyuşmasıdır (Bkz. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, 1914-1918, TTK Yayını, Ankara 2001, s. 73-80). Öyleyse Ermenilerin öldürüldükleri iddialarını ileriye sürenler neden böyle bir yola başvurdular? Bunu da Prof. Dr. Heath W. Lowry’nin Büyükelçi Morghenthau’un Öyküsünün Perde Arkası, (İstanbul 1991) adlı eserinden öğrenebiliriz. Burada temel hedefin, “Amerikan halkını, savaşın zaferle sonuçlanması gereğine inandırmak” olduğu açıkça belirtilmektedir. Gerçekten de, Suriye bölgesine zorunlu olarak nakledilmiş bulunan Ermenilere karşı Osmanlı Devletinin bir ard niyeti olsaydı, yani bir biçimde onları tamamen imha etmek istemiş olsaydı, gerek Kızılhaç, gerekse başta Amerikan yardım kuruluşları olmak üzere çeşitli ülkelerin yardım kurululuşlarını, yardım etmeleri için Ermenilerin yerleştirildikleri bölgelere ve kamplara sokar mıydı? Nitekim bu türden yardım kuruluşlarının ne kadar Ermeniye yardım ettiklerini, yine Amerikan arşiv belgelerinden öğrenmekteyiz. Near East Relief adındaki yardım kuruluşunun, 3 Şubat 1916 tarihi itibarıyla 486 bin Ermeniye yardım ettiği Amerikan Dışişleri Bakanlığı arşivi 59.867.48/271 numarada kayıtlıdır.

Osmanlı arşivinde Ermeni konusunu araştıran yerli ve yabancı bilim adamları, Ermenilerin şu veya bu ad altında sistemli bir öldürme hareketine maruz kaldıklarını söyleyememektedirler. Zira bugüne kadar hiç kimse tarafından böyle bir belge tesbit edilmemiştir. Soy kırımı olduğunu iddia eden bazı Türk tarihçiler ise, Osmanlıca bilmedikleri gibi, Osmanlı arşivinde hiçbir zaman araştırma yapmamışlardır. Bu nedenle bu tür iddialar, sadece siyasî nitelik taşımaktadır. Tarihî gerçeklere rağmen, bazı kimselerin arzusunun yerine gelmesi için Ermenilerin soy kırımına uğradıklarını kabul etmek lüksünü göstermemizi de kimse bizden beklememelidir. Çok suçlanan İttihat ve Terakki yöneticileri ise Malta’da İngilizlerce tutsak edilip, her türlü imkân ellerindeyken (Osmanlı arşivleri dahil), muhakeme edilmek için suçlanacak delillerin bulunamaması sebebiyle serbest kalmışlardır (Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, Ankara 1985). Buna rağmen, ne yazıktır ki, İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri, Anadolu’daki alışkanlıklarını devam ettiren bir kısım Ermeni militanı tarafından öldürülmüştür.

Türk İstiklâl Savaşında işgal kuvvetleriyle Osmanlı topraklarına geri dönen Ermeniler -işgal kuvvetlerinin Ermeni haklarını ve mallarını korumak düşüncesi bulunmamakla beraber- ne gariptir ki, mallarını fazlasıyla elde etmelerine rağmen, çocuk-kadın-ihtiyar demeksizin binlerce Müslümanı katletmişlerdir. Ne garip tecelli! Bu hareket onlara, 18 Aralık 1918 tarihinde çıkarılan geri dönüş kararnamesiyle sahip oldukları topraklarını ve mülklerini kaybettirmiş, yardım ettikleri işgal kuvvetleriyle birlikte ülkeyi terk etmeleriyle neticelenmiştir. Bugün parlamentolarında soy kırımını kabul eden ülkeler, büyük sıkıntı çekmekte olan Ermenistan’a neden yardım etmemektedirler? Buna karşılık neden 40-50 bin Ermeni hâlen Türkiye’de çalışmaktadır ? Bunların doğru cevapları, soy kırımı iddiacılarının hedeflerini de belirleyecektir.

 

 

 

İçindekiler

Editör

 

Ermeni Soy Kırımı İddiaları Ne Doğru?
Yusuf HALAÇOĞLU


Pörçük Meşkler

İsmail KARAKURT

 

Adı Olmayan Bir Renk

Filiz AKIN BAŞAR

 

Aşk Kapıdan Baktırır
Arif AY

Zeyneptir Hayallerimin Adı
Arif BÜK


İstek

Esin ACAR BEKÂR

Remzi İnanlı İle Okul Öncesi Eğitimi ve Sorunları Üzerine Söyleşi

Çocuk Gelişiminde Anaokulu Eğitiminin Önemi
Belma TUĞRUL


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ailenin Eğitime Katılımı
Esra ÖMEROĞLU - Münevver CAN YAŞAR


Dil Gelişiminde Çocuk Kitaplarının Rolü

Mübeccel GÖNEN
 

Okul Öncesi Eğitimde Yeni Yaklaşımlar
Z. Fulya TEMEL

 

Okul Öncesi Dönemde Hareket Gelişimi ve Eğitimi
Saime ÇAĞLAK SARI


Anaokullarımızda Duyarlık Eğitimi
Hasan PEKMEZCİ

Farklı Ülkeler ve Okul Öncesi Eğitimde Farklılıklar

Gelengül HAKTANIR


Kafamızdaki Engeller
Ü. Gülsüm BÜLBÜL

 

Hüzün Yüklü Trenler
Fatma ÇELDİR

 

Boş Kâğıt
Mehmet LEVENT

 

Unutulmaya Yüz Tutmuş Çocuk Oyunları

Mahmut KILIÇALP

 

Çocuklarda Davranış Sorunu

Abdullah FIRAT

 

Usta' nın Petersburg' u

Ethem BARAN

 

Gündem

 

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr