RUHUMUZUN ESENLENMESİ
“Yazarlar, şairler kopmamalıdırlar doğadan; olabildiği
denli titizlikle kavramaya, anlamaya
bakmalılar doğanın gizini. Çünkü, sonsuz bilgelikleri,
incelikleri cömertçe sergiler önümüze
doğa.
Doğasız olur mu, doğasız eksik kalmaz mı insan? İçimizi
genişletir doğa;
ruhumuzun esenlenmesi biraz da böyle olmuyor mu?”
(Biat
III / N. Pakdil)
Bozkırın
ıssızlığına kurdum şiirin otağını. Bir çocuk gözüyle
bakıyorum etrafa. Dünya aralığında tecelli eden ne varsa
bakıyorum. İçimdeki ağacın dalını kırarak çocuk, gönül
kuşunun yuvasını bozuyor. Sözcükleri kanatıyor, şiirler
yazıyor gizli gizli. Güllerin-goncaların çiğlerini
topluyor yapraktan tepsisiyle. Gökyüzünün maviliğinden,
bozkırın uğuldayan derinliğinden, küçük derelerin
sevecenliğinden, ardıçların yalnızlığından, elma
çiçeklerinin saflığından, iğdelerin dayanılmaz kokusundan;
tarla kuşlarından, kekliklerden, serçelerden; otların ve
börtü böceğin hışırdayan ritminden; kışkırtıcı bir dil ile
sızdırıyor şiirlerini çocuk, küf yeşili kaplı deftere.
Gözünün
siyahçığını bırakıp, göğsündeki siyahçıkla bakıyor çocuk
her şeye!.. Şiirin büyülü dünyasına bakıyor. Doğaya
yöneliyor. Ruhunun ateşiyle doğanın derinliği ve
coşkusunda buluşturuyor şiiri.
NİSANDA BAHAR HÜCUMLARI
Bir nisan
sabahı sokaklar boyu yürüdüğünde insan, bahar tazeliğinde
bir gülümseme çoğalır durur sürekli içinde. Sonra bulutu,
yağmuru, gülü, güzelliği çoğaltır. Seyrandır bu. “Hoş
geldin bahar!. Nisan hoş geldin!..” deyişi duyulur her
şeyin. İpek kâtibi şairler ilkyazın coşkusuyla kalpleri
perdeleyen kavı tutuşturarak başlarlar söze:
“Günaydın,
varoluşun aydınlık güzelliği
Günaydın,
baharın esmer hışırtısı nisan
Ey, bu güzele, en iyiye, en sevgiliye
Ruhumu saran şiirin feri, günaydın.”
Erkenden
yürüyorsunuz bahara doğru, karın ışıltısının her şeye
iyice sindiği ve beyaz giysilerini çıkartarak buralardan
çekip gittiği bir zamanda. Kapınızı zorluyor muhteşem
bahar hücumları. Pencereyi açıyorsunuz. Gönlünüze ayların
en incesinden açılan bir pencere oluyor. Çocukların,
kuşların, ağaçların ve çiçeklerin ayı, saçları şiir kokan
nisandan açılan bir pencere. Ak zambak selâmlaması ile bir
şair aşk gibi yaşama sevincini, yağmur kokan bir sabahı
dolduruyor hayatınıza. Yaşamak, yaşama sevinci,
aşk…Nisanda aşk, insan kalbine sığmıyor. Deli ediyor
insanı, bu dirilik, iyilik isteği, bu deli-yeşil, tabiatın
metafizik ritmi. Uyum ve derinlik. Nisan, şiir ayıdır.
“Zonklar
şuramda buramda
Bir
şahdamar gibi şiir...”
Sokağa
çıkıp “Evet ‘insanlar!’ nisan, şiir ayıdır” diye bağırmak
istiyorum.
Modern
zamanların kaotik yapısını kıracak tek ilaç: şiir!.. Yine
şiir! Bunu sürekli hatırlatmak lâzım, yakınımızda ve
uzağımızda olan herkese. Şiir meraklılarını, şiirin
gönüllü çerçilerini, şiir tutkunlarını çağırmak lâzım:
“Gelin
gülle başlayalım şiire atalara uyarak
Baharı
kollayarak girelim kelimeler ülkesine.”
Mart,
bahar ülkesinin eşiği, nisan da cümle kapısı. Kol
kola bahar ile, hele nisanda, insanın ruhu kanatlanıyor,
kanatlanışı ışıktan. Kışın karları sanki ağaçlarda çiçeğe
dönüşmüş, kar taneleri birer çiçek sanki bademde,
kayısıda, papatyada, zambakta, nilüferde… İçe bakış,
zirvedeki ritm, metafiziğin çağıldayan ürpertisi ve insanı
çarpan kokusu toprağın. Aşk oradan, varlık için iyi bir
sebep oluyor. Bu zaptedilemez ve dayanılmaz coşkuyu
damarlarınızda hissediyorsunuz. Sözü alıyor yine şair:
“Güzellikleri
alır satarım; gelişim bu
Güzel
tellâlıyım ben; alan var mı? neşem bu
Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu
Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.”
Bu
duyarlılığa ne kadar ihtiyacımız var şimdilerde insanlık
için, insanların iyiliği için. İnceliği, özgürlüğü, şiiri
yaşama uğraşı hâline getirenlere ne kadar ihtiyacımız var
gerçekten.
Bir nisan
sabahında yürümek, fıtratın saflığını fısıldayarak ve
şükrederek bir dua gibi, bir şiir gibi…
“NİSAN, AH DELİ KIZ”
“Aylardan nisandı
Bilirsiniz işte, insan neler yapmaz ki!
Ben de öyle yaptım: gitmeden önce, incelikle
İnceldim incelebildiğim kadar…” (Nisan Çobanı)
Aylardan
nisan. Nisan insanlara ne yapar ve insanlar ne yapmaz ki
nisanda Adem Turan! Aşk, şiir, yağmur, toprak…Yağmurun
mezmuru toprağın mezmuruna karışıyor.
Aylardan
nisan. İngiliz şair T.S. Eliot’ın dediği gibi ayların en
zalimi mi bilmem ama mevsim teyzenin gökyüzü ve
bulutlarıyla içimizde gezdirdiğimiz en güzel kızıdır
nisan.
İncelik
ve bereket dolu bir düş şenliği sevinç tüten. Her yere
savrularak iyilikle bakıyor.
İşte
nisan, karlar içinden çıkıp, ölü toprağın ve ölgün kökün
bahar yürüyüşüne çıkıyor. Bu yürüyüş, can verme
yürüyüşüdür. Önce çiçekleniyor badem ağaçları. Sonra erik
ağaçları ovayı dolduran. Bu ağaçlar, bu zaman, bu şarkısı
rüzgârın.Yoksa ben de şair gibi şöyle mi demeliyim:
“Ey
esmer güzeli zaman
Senin en
şiddetli yürüyüşündür nisan.”
Bu
şiddetli yürüyüş, bana ve halkıma güneşli bir yolculuk
için hücumdur. Peşimde yağmurlarıyla nisanın bahar hücumu.
Kıbleden esen yel ile ıslıklıyor beyazlığı yeşile. Çiçek
kızları da kahkaha atıyor yarına, yeşeren yapraklara
seninle. Bir başka güzel, hatta açılıp saçılıyor
kışkırtıcı bir çıplaklıkla nisan yağmuru. Gül habercisi mi
baharın, değil, gülün kendisi nisan, deli kız. Kaçmak
istiyorum ama nisandan kaçılmıyor ki! Çünkü annemin süt
dilidir nisanın dili. Nisanın sesi, içime sığmıyor. Evime
sığmıyorum nisanın içindeyim ben de.
Kurdum
dağlara gülümsüyor, böceğim de sarp yamaçlarda çılgınlık
olsun diye uçurum söyleşiyor. Buhurusiyahım ancak seninle
buhurumeryemleşiyor. Çünkü nisan, silme sevinç ve
billurdan. İçinin saflığı incinin saflığı gibi. Bir çocuk
gibi tepsisinde biriktirdiği bulutların sütünü hayatın
şiir gözeneklerine içiriyor beyaz taslardan. Kulağına
çiğden küpeler takışı, kıskançlıktan çıldırdığım hâlde,
kendini güneşin kucağına bırakışı hâlâ hasta ediyor.
Nisan, ah
deli kız!.. bir rüyanın ortasından gülümsüyor.
(Nisan
yazılarındaki alıntılar: Ahmet Muhip Dranas, Bahattin
Karakoç, Sezai Karakoç, Adem Turan, Hüseyin Atlansoy)