Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi

 

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar |

NİSAN  2005  |  YIL : 6 |  SAYI : 62

PÖRÇÜK MEŞKLER


İsmail KARAKURT

 

RUHUMUZUN ESENLENMESİ

 

“Yazarlar, şairler kopmamalıdırlar doğadan; olabildiği denli titizlikle kavramaya, anlamaya

bakmalılar doğanın gizini. Çünkü, sonsuz bilgelikleri, incelikleri cömertçe sergiler önümüze

doğa. Doğasız olur mu, doğasız eksik kalmaz mı insan?  İçimizi genişletir doğa;

ruhumuzun esenlenmesi biraz da böyle olmuyor mu?”

(Biat III / N. Pakdil)

 

Bozkırın ıssızlığına kurdum şiirin otağını. Bir çocuk gözüyle bakıyorum etrafa. Dünya aralığında tecelli eden ne varsa bakıyorum. İçimdeki ağacın dalını kırarak çocuk, gönül kuşunun yuvasını bozuyor. Sözcükleri kanatıyor, şiirler yazıyor gizli gizli. Güllerin-goncaların çiğlerini topluyor yapraktan tepsisiyle. Gökyüzünün maviliğinden, bozkırın uğuldayan derinliğinden, küçük derelerin sevecenliğinden, ardıçların yalnızlığından, elma çiçeklerinin saflığından, iğdelerin dayanılmaz kokusundan; tarla kuşlarından, kekliklerden, serçelerden; otların ve börtü böceğin hışırdayan ritminden; kışkırtıcı bir dil ile sızdırıyor şiirlerini çocuk, küf yeşili kaplı deftere.

Gözünün siyahçığını bırakıp, göğsündeki siyahçıkla bakıyor çocuk her şeye!.. Şiirin büyülü dünyasına bakıyor. Doğaya yöneliyor. Ruhunun ateşiyle doğanın derinliği ve coşkusunda buluşturuyor şiiri.

NİSANDA BAHAR HÜCUMLARI

Bir nisan sabahı sokaklar boyu yürüdüğünde insan, bahar tazeliğinde bir gülümseme çoğalır durur sürekli içinde. Sonra bulutu, yağmuru, gülü, güzelliği çoğaltır. Seyrandır bu. “Hoş geldin bahar!. Nisan hoş geldin!..”  deyişi duyulur her şeyin. İpek kâtibi şairler ilkyazın coşkusuyla kalpleri perdeleyen kavı tutuşturarak başlarlar söze:

Günaydın, varoluşun aydınlık güzelliği
      
Günaydın, baharın esmer hışırtısı nisan
       Ey, bu güzele, en iyiye, en sevgiliye
       Ruhumu saran şiirin feri, günaydın
.”

Erkenden yürüyorsunuz bahara doğru, karın ışıltısının her şeye iyice sindiği ve beyaz giysilerini çıkartarak buralardan çekip gittiği bir zamanda. Kapınızı zorluyor muhteşem bahar hücumları. Pencereyi açıyorsunuz. Gönlünüze ayların en incesinden açılan bir pencere oluyor. Çocukların, kuşların, ağaçların ve çiçeklerin ayı, saçları şiir kokan nisandan açılan bir pencere. Ak zambak selâmlaması ile bir şair aşk gibi yaşama sevincini, yağmur kokan bir sabahı dolduruyor hayatınıza. Yaşamak, yaşama sevinci, aşk…Nisanda aşk,  insan kalbine sığmıyor. Deli ediyor insanı, bu dirilik, iyilik isteği, bu deli-yeşil, tabiatın metafizik ritmi. Uyum ve derinlik. Nisan, şiir ayıdır.

Zonklar şuramda buramda
      
Bir şahdamar gibi şiir...” 

Sokağa çıkıp “Evet ‘insanlar!’ nisan, şiir ayıdır” diye bağırmak istiyorum.

Modern zamanların kaotik yapısını kıracak tek ilaç: şiir!.. Yine şiir!  Bunu sürekli hatırlatmak lâzım, yakınımızda ve uzağımızda olan herkese. Şiir meraklılarını, şiirin gönüllü çerçilerini, şiir tutkunlarını çağırmak lâzım:

Gelin gülle başlayalım şiire atalara uyarak
      
Baharı kollayarak girelim kelimeler ülkesine.”

Mart, bahar ülkesinin eşiği, nisan da cümle kapısı. Kol kola bahar ile, hele nisanda, insanın ruhu kanatlanıyor, kanatlanışı ışıktan. Kışın karları sanki ağaçlarda çiçeğe dönüşmüş, kar taneleri birer çiçek sanki bademde, kayısıda, papatyada, zambakta, nilüferde… İçe bakış, zirvedeki ritm, metafiziğin çağıldayan ürpertisi ve insanı çarpan kokusu toprağın. Aşk oradan, varlık için iyi bir sebep oluyor. Bu zaptedilemez ve dayanılmaz coşkuyu damarlarınızda hissediyorsunuz. Sözü alıyor yine şair:

 “Güzellikleri alır satarım; gelişim bu
       
Güzel tellâlıyım ben; alan var mı? neşem bu
        Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu
        Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki
.”

Bu duyarlılığa ne kadar ihtiyacımız var şimdilerde insanlık için, insanların iyiliği için. İnceliği, özgürlüğü, şiiri yaşama uğraşı hâline getirenlere ne kadar ihtiyacımız var gerçekten.

Bir nisan sabahında yürümek, fıtratın saflığını fısıldayarak ve şükrederek bir dua gibi, bir şiir gibi…

NİSAN, AH DELİ KIZ

“Aylardan nisandı
       Bilirsiniz işte, insan neler yapmaz ki!
      Ben de öyle yaptım: gitmeden önce, incelikle
      İnceldim incelebildiğim kadar…” (Nisan Çobanı)

Aylardan nisan. Nisan insanlara ne yapar ve insanlar ne yapmaz ki nisanda Adem Turan! Aşk, şiir, yağmur, toprak…Yağmurun mezmuru toprağın mezmuruna karışıyor.

Aylardan nisan. İngiliz şair T.S. Eliot’ın dediği gibi ayların en zalimi mi bilmem ama mevsim teyzenin gökyüzü ve bulutlarıyla içimizde gezdirdiğimiz en güzel kızıdır nisan.

İncelik ve bereket dolu bir düş şenliği sevinç tüten. Her yere savrularak iyilikle bakıyor.

İşte nisan, karlar içinden çıkıp, ölü toprağın ve ölgün kökün bahar yürüyüşüne çıkıyor. Bu yürüyüş, can verme yürüyüşüdür. Önce çiçekleniyor badem ağaçları. Sonra erik ağaçları ovayı dolduran. Bu ağaçlar, bu zaman, bu şarkısı rüzgârın.Yoksa ben de şair gibi şöyle mi demeliyim:

Ey esmer güzeli zaman
      
Senin en şiddetli yürüyüşündür nisan.”

Bu şiddetli yürüyüş, bana ve halkıma güneşli bir yolculuk için hücumdur. Peşimde yağmurlarıyla nisanın bahar hücumu. Kıbleden esen yel ile ıslıklıyor beyazlığı yeşile. Çiçek kızları da kahkaha atıyor yarına, yeşeren yapraklara seninle. Bir başka güzel, hatta açılıp saçılıyor kışkırtıcı bir çıplaklıkla nisan yağmuru. Gül habercisi mi baharın, değil, gülün kendisi nisan, deli kız. Kaçmak istiyorum ama nisandan kaçılmıyor ki! Çünkü annemin süt dilidir nisanın dili. Nisanın sesi, içime sığmıyor. Evime sığmıyorum nisanın içindeyim ben de.

Kurdum dağlara gülümsüyor, böceğim de sarp yamaçlarda çılgınlık olsun diye uçurum söyleşiyor. Buhurusiyahım ancak seninle buhurumeryemleşiyor. Çünkü nisan, silme sevinç ve billurdan. İçinin saflığı incinin saflığı gibi. Bir çocuk gibi tepsisinde biriktirdiği bulutların sütünü hayatın şiir gözeneklerine içiriyor beyaz taslardan. Kulağına çiğden küpeler takışı, kıskançlıktan çıldırdığım hâlde, kendini güneşin kucağına bırakışı hâlâ hasta ediyor.

Nisan, ah deli kız!.. bir rüyanın ortasından gülümsüyor.

(Nisan yazılarındaki alıntılar: Ahmet Muhip Dranas, Bahattin Karakoç, Sezai Karakoç, Adem Turan, Hüseyin Atlansoy)

 

 

 

İçindekiler

Editör

 

Ermeni Soy Kırımı İddiaları Ne Doğru?
Yusuf HALAÇOĞLU


Pörçük Meşkler

İsmail KARAKURT

 

Adı Olmayan Bir Renk

Filiz AKIN BAŞAR

 

Aşk Kapıdan Baktırır
Arif AY

Zeyneptir Hayallerimin Adı
Arif BÜK


İstek

Esin ACAR BEKÂR

Remzi İnanlı İle Okul Öncesi Eğitimi ve Sorunları Üzerine Söyleşi

Çocuk Gelişiminde Anaokulu Eğitiminin Önemi
Belma TUĞRUL


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ailenin Eğitime Katılımı
Esra ÖMEROĞLU - Münevver CAN YAŞAR


Dil Gelişiminde Çocuk Kitaplarının Rolü

Mübeccel GÖNEN
 

Okul Öncesi Eğitimde Yeni Yaklaşımlar
Z. Fulya TEMEL

 

Okul Öncesi Dönemde Hareket Gelişimi ve Eğitimi
Saime ÇAĞLAK SARI


Anaokullarımızda Duyarlık Eğitimi
Hasan PEKMEZCİ

Farklı Ülkeler ve Okul Öncesi Eğitimde Farklılıklar

Gelengül HAKTANIR


Kafamızdaki Engeller
Ü. Gülsüm BÜLBÜL

 

Hüzün Yüklü Trenler
Fatma ÇELDİR

 

Boş Kâğıt
Mehmet LEVENT

 

Unutulmaya Yüz Tutmuş Çocuk Oyunları

Mahmut KILIÇALP

 

Çocuklarda Davranış Sorunu

Abdullah FIRAT

 

Usta' nın Petersburg' u

Ethem BARAN

 

Gündem

Diğer Elektronik Yayınlar

[Tebliğler Dergisi][Milli Eğitim Dergisi]

 Ana Sayfa    | Eski Sayılar  |

Copyright © T.C. Milli Eğitim Bakanlığı  Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 2000
URL: http://yayim.meb.gov.tr
 Yorum, öneri ve yazılarınızı bekliyoruz.
baae@meb.gov.tr