-
Okul öncesi eğitimini ve meselelerini konuşmaya geçmeden
önce isterseniz “okul öncesi eğitimi” kavramının
çerçevesini çizelim. Bu eğitim kimleri, hangi yaş grubunu
kapsıyor?

-
Öncelikle bana bu imkânı verdiğiniz için şahsınızda Bilim
ve Aklın Aydınlığında Eğitim dergisine teşekkür ediyorum.
Okul öncesi eğitim, 0–72 ay arası çocukların tüm
gelişimlerini toplumun kültürel değerleri doğrultusunda
yönlendiren, duygularının gelişimini algılama güçlerini
artırarak akıl yürütme sürecinde ona yardımcı olan ve
yaratıcılığını geliştiren, kendini ifade etmesini ve öz
denetimlerini kazanmasını sağlayan, sistemli bir eğitim
sürecidir. Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü, 36-72 ay
arası çocuklarımızın eğitimini üstlenmiştir. Ancak,
çocukta istenilen davranışların geliştirilmesi için
okul-aile işbirliğinin sağlanması da çok önemli ve
gereklidir. Kurumlarımızda çocukların davranışlarını
geliştirmesi desteklenirken; yardıma ihtiyaç duymaları
durumunda, yetişkin desteği ile rehberliği ve güven verici
yakınlığı sağlanır. Bu eğitime, çocuğun ve ailelerin etkin
katılımını sağlamak esas olduğundan; ebeveynler de
çocuklarıyla birlikte eğitimin içindedirler. Böylece, okul
öncesi eğitim sürecinde çocuk, sevgi, iletişim ve oyunla
iç içe büyüdüğünden; sağlam kişilikli ve sosyal yönden
uyumlu insanlar olarak hayata hazırlanır. Ben ümit
ediyorum ki ülkemiz ve dünyamız tüm çocukların iyi
yetiştirilmesi sonucu daha da güzelleşecektir. Bu arada,
0-36 ay arası çocukların, daha çok bakım ağırlıklı olan
hizmetlerini yapmakta olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu’nun da çok hassas ve duyarlı bir görevi
üstlenmiş olduğunu vurgulamak istiyorum..
-
Okul öncesi eğitimin tarihine bir göz atsak...
- Küçük
çocukların eğitilmesi düşüncesi M.Ö. 400’lü yıllara
uzanır. Onyedinci ve ondokuzuncu yüzyılda yaşamış büyük
düşünür ve eğitimciler, çocuk eğitimi üzerinde önemle
durmuşlar ve günümüze ışık tutan görüşler ortaya koymuşlar
ve 1816’da 3-6 yaş arasındaki çocuklar için ana okulları
açılmıştır. Osmanlı Devleti döneminde Sıbyan Mektepleri
açılarak bu yaşlardaki çocuklar eğitilmiştir. 1915’te “Ana
Mektepleri Nizamnamesi”nin yürürlüğe girmesi ile ülkemizde
ana okulları açılmaya başlanmıştır. 1961’de yürürlüğe
giren ‘222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu”nda okul
öncesi eğitim kurumlarının zorunlu ilköğretim çağına
gelmemiş çocukların eğitildiği ve isteğe bağlı bir
ilköğretim kurumu olarak yer almasından sonra, okul
öncesi eğitim ile ilgili çalışmalara hız verilmiştir.
1962 yılında “Ana Okulları ve Ana Sınıfları Yönetmeliği”
çıkarılmış ve 1973’te yürürlüğe giren ‘1739 Sayılı Millî
Eğitim Temel Kanunu’yla da Türk millî eğitim sisteminin
genel yapısı içinde okul öncesi eğitime örgün eğitim
sistemi içinde yer verilmiştir. 1992 yılında ise 3797
sayılı kanunla Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürlüğü
kurulmuştur. O yıllarda okul öncesi eğitimde okullaşma
oranı % 5 olup 2003 yılına kadar zaman içerisinde %6’lık
bir artışla % 11 olmuştur. Sayın Bakanımızın eğitimin
bütün meselelerine olduğu gibi özellikle okul öncesi
eğitimine vermiş olduğu önem ve sivil toplum kuruluşları
ile üniversitelerin destekleri sayesinde halkımızın
bilinçlenmesi artmış, böylece son iki yılda Cumhuriyet
döneminin en yüksek okullaşma oranı sağlanarak %17’lik
orana ulaşılmıştır. Ancak tabi ki bu oran yeterli
değildir. Bizim hedefimiz Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma
Planında öngörülen % 25’lik orana bir an önce ulaşmaktır.
-
Bilindiği üzere okul öncesi eğitimi yaygınlaştırmak için
sadece çocukların eğitimi yeterli değil. Aile ve çevre
gibi etkenler bu eğitim sürecini yakından etkiliyor
olmalı. Sizler toplumdaki ön yargıları kırmak, aileleri
okul öncesi eğitimin gerekliliği hususunda ikna etmek
için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
-
İsterseniz önce okul öncesi eğitimin amaçları üzerinde
duralım: Okul öncesi eğitimdeki ilk amacımız, çocukların
beden, zihin, duygu gelişimini ve iyi alışkanlıklar
kazanmasını sağlamaktır. İkinci amacımız, çocuklarımızı
ilköğretime hazırlamak, üçüncüsü ise şartları elverişsiz
çevrelerden ve ailelerden gelen çocuklar için ortak bir
eğitim ortamı oluşturmak. Önemli bir amacımız da Türkçeyi
doğru ve güzel konuşmalarını sağlamaktır. Toplumumuzda
farklı sosyo-ekonomik ortamdan gelen çocuklarımızın ortak
bir anlayış ve beceri düzeyiyle sosyalleşmeleri; yaşam
boyu seven, üreten ve paylaşan bireyler olarak hayatlarını
sürdürmeleri de amacımızdır. Bu yüzden okul öncesi eğitim
çok önemlidir. Ayrıca çocuğun zeka gelişiminin % 70’i 0-6
yaş arasında tamamlanmaktadır. Dolayısıyla bu yaşta ne
veriyorsanız, çocuk onu alıyor. Aldıklarını da ileriki
hayatında devam ettiriyor. Bana göre Türkiye’de bugüne
kadar bizler daha çok ilk öğretime, orta öğretime ya da
yüksek öğretime ağırlık vermişiz, ama bu işin temeli olan
okul öncesi eğitime gereken yatırımı yapamamışız. Gelişmiş
ülkeler bunu böyle yapmıyor. Önce temelden başlıyor yani
okul öncesi eğitime çok önem veriyor. Amerika, Fransa,
Almanya ve İtalya gibi ülkelerde bu eğitim % 70’lerin
üzerinde ve birçok ülkede ise zorunlu. Bakanlığımız ve
Marmara Üniversitesinin ortaklaşa sürdürdüğü bir çalışma
var. Okul öncesi eğitim gören çocukların üniversite
yıllarındaki başarılarını araştıran bu çalışma sonuçlanmak
üzeredir. Gelmeye başlayan ilk bilgilere göre; okul öncesi
eğitim alan çocukların ilk öğretimde ve orta öğretimde
başarılı, üniversiteye geldiklerinde ise daha çok başarılı
oldukları gözlemleniyor. Hatta okul öncesi eğitim alan
çocuklar üniversitede % 98 oranında başarılı oluyorlar. Bu
yüzden de, okul öncesi eğitim oldukça önemli bir eğitim
süreci…
-
Bu bir nevi çocuğun sosyalleşme süreci olarak da görülmeli
değil mi?
-
Elbette, burada çocuk yemek yemeyi, peçete kullanmayı
öğreniyor, temel alışkanlıkları ve sorumlulukları
öğreniyor, oyun oynamayı, paylaşmayı öğreniyor, beden
temizliğini kendi kendine nasıl yapacağını hep bu
okullarda öğreniyor. Bütün bu çocuklarla bizzat
öğretmenlerimiz ayrı ayrı ilgileniyor ve çocuk orada
yetişerek bir üst okula geliyor. Takdir edersiniz ki
dişlerini fırçalamayı 5 yaşındaki bir çocuğa öğretmekle bu
alışkanlığı 15 yaşındaki bir çocuğa kazandırmak aynı şey
değildir. Bunun yanında arkadaşlarıyla karşılıklı olumlu
ilişkiler içinde bulunarak, düzenli ve sağlıklı bir toplum
yaşantısına hazırlanıyor. Sınıfına girerken ayakkabısını
çıkarıyor, terliklerini giyiyor, yemek yerken elini
yıkıyor. Yemekten sonra dişlerini fırçalıyor. Oyun zamanı
geldiğinde oyun oynuyor. Size Adana’da şahit olduğum ve
çok beğendiğim ilginç bir uygulamadan bahsedeyim: Çocuklar
orada domates, biber ekiyor, maydanoz ekiyor… Bitki
yetiştiriyorlar ve ektiklerini toplayıp yiyorlar. Bu ve
benzeri uygulamalar çocukların psiko-motor gelişimini en
üst düzeye çıkarıyor.
-
Öğrenciliğimizde öğretmenlerimiz bize okulunuzu ve
sınıfınızı eviniz bilin derlerdi. Ama bu sadece sözde
kalır, hayatımızda bir karşılık bulmazdı. Bu uygulamayla
herhalde artık sözler yaşantıya dönüşüyor.
- Evet
efendim, görmenizi isterdim, orada öğrenciler kümes
hayvanları besliyorlar. Kendi elleriyle kümesten yumurtayı
alıp getiriyor, pişiriyorlar. Harika bir uygulama bu,
yaşamayı öğreniyor çocuk, hayata ilk adımlarını burada
atıyor. İleriki yaşlarında kazanamayacağı alışkanlıkları
burada kazanıyor. Onun için diyoruz ki her veli çocuğunu
mutlaka okul öncesi eğitim kurumlarına göndermelidir.
-
Peki bu örnekleri yaygınlaştırmak için pilot
uygulamalarınız var mı?
- Bu yıl
Sayın Bakanımızın iznini de aldıktan sonra birkaç ilde
60-72 ay arasındaki çocuklarımızı zorunlu okul öncesi
eğitime almayı planlıyoruz. Bizim okullaşmamızın önünde
bazı engeller var. Halkımızın büyük bir kesimi bu ana
okullarını çalışan annelerin çocuklarının bakıldığı yer
olarak görüyor ve “ben çalışmıyorum çocuğumu niye oraya
göndereceğim ki” diyor. Bazı vatandaşlarımız da maddî
külfet gerektiren sabah kahvaltıları, yemek gibi
durumlardan dolayı ailelerden belli miktarlarda alınan
ücret nedeniyle bu okullara göndermek istemiyor
çocuklarını. Biz bu paraları tamamen yine çocuklarına
hizmet vermek için alıyoruz. Yemeklerini hazırlayan ve
diğer işlerde görevli yardımcı işçiler çalıştırılmaktadır.
Çalışan bu personele ödenen aylık ücretler, öğrenci
velilerine yansıtılmaktadır. Ailelerimizin bir kısmı
gerçekten bu ücreti ödeyemiyor, durumu müsait değil. Bir
kısmı da devlet üstlensin diyor. Biz şartları elverişsiz
olanlara bu eğitimi ücretsiz bir şekilde vermek için de
çalışmalar yapıyoruz. Zaten şu anda bir uygulamamız da
var. Dar gelirli aileler için % 10 oranında bir kontenjan
ayırıyoruz. Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Okul
öncesi eğitim kurumları çocuk bakım evleri değildir. Bu
okullarda biz eğitim veriyoruz ve her çocuğun bu eğitimden
geçmesi lâzım, çünkü okul öncesi eğitimden geçen çocuklar
öğrenimleri süresince ve hayatta daha başarılı ve uyumlu
bireyler oluyorlar.
-
Okul öncesi eğitime herhalde bu okullarda okuma–yazma
çalışmaları yapıldığı gibi bir vehimle karşı çıkılıyor...
- Evet
haklısınız. Biraz önce de belirttim, okul öncesi eğitimin
amacı değişik ortamlardan gelen çocuklarımızı bir arada
kaynaştırmak, onları sosyalleştirmek, hayata
hazırlamaktır. Çocuklarımız birbirlerini anlasınlar,
paylaşmayı öğrensinler, birbirlerini yadırgamasınlar,
Türkçeyi öğrensinler, psiko-motor gelişimlerini
tamamlasınlar. Bizim okuma–yazma öğretmek gibi bir
amacımız yok, olamaz da. Bu okullarda sadece kas
gelişimine yardımcı olacak çizgi çalışmaları yapılıyor,
bunun ötesine geçmek mümkün değildir ve okul öncesi
eğitiminin mantığına da aykırıdır.
-
Buradan bu tür şüpheleri olanları rahatlatalım o zaman...
- Tabi
ki... Biz harfleri, rakamları tanıtmıyoruz. Olsa olsa bazı
kavramlar sezdirilebilir. Kesinlikle ilk öğretim müfredatı
içerisinde uygulanması gereken okuma–yazma eğitimi ile
ilgili bir çalışma yapılamaz okul öncesi eğitim sürecinde.
-
Ana okulu ve ana sınıfı olmak üzere iki farklı okul öncesi
eğitim kurumu var. Bu iki eğitim kurumunun arasındaki
farklardan bahsetseniz...
- Şimdi
biz kurumsal ağırlıklı bir eğitim yapıyoruz. Ana okulları
36-72 ay arası çocukların eğitim gördüğü bağımsız
kurumlardır. 60-72 ay arasında çocuklarımızın eğitim
gördüğü ana sınıfları ise örgün ve yaygın eğitim kurumları
bünyesindedir. Bakanlığımızın talimatına göre; 6-12
derslikli bir ilköğretim okulu yapılacaksa bir, 18
derslikli bir okul olacaksa iki, 32 derslik olacaksa üç,
40 derslik olacaksa dört tane ana sınıfı açma şartı
vardır. Bu sınıfların giriş ve çıkışlarının okulun diğer
öğrencilerinden ayrı olması, lavaboları ve tuvaletleri de
dahil olmak üzere hemen hemen her ortamının yaşlarına göre
düzenlenmesi şartı vardır. Ayrıca geçen sene yayımlanan
genelgeye göre, bünyesinde okul öncesi eğitim olmayan
okullara da ana sınıfı açma zorunluluğu getiriyor. Bu
okullar da ana sınıflarını yine aynı şartları yerine
getirmek suretiyle açacaklar. Yani o binaların da uygun
yerlerine ana sınıfı açılacak, yaşça kendilerinden büyük
öğrencilerle sorun yaşamayacakları giriş çıkış kapıları
konulacak, yine aynı şekilde lavabosuna kadar tüm düzeni
yaşa uygun olarak yapılacaktır. Mesela İstanbul Çengelköy
Lisesinde iki tane ana sınıfı açtık. Bunların girişi ayrı,
çıkışı ayrı, oyun alanları ayrı, tuvalet ve lavaboları
ayrı. Bunu böyle yapmazsanız bu kez, kaş yapayım derken
göz çıkarırsınız. Bütün bunlara ilave olarak Kız Meslek
Liselerindeki uygulamalardan da bahsetmek istiyorum. Kız
Meslek Liselerinin bünyesinde uygulama sınıfları var.
Orası ise Çocuk Gelişimi Bölümünde okuyan öğrencilerin bir
nevi uygulama yaptığı sınıflarıdır. Bu kurumlarda da 36-72
ay arasındaki çocuklara eğitim verilmektedir.
-
Okul öncesi eğitiminin çok yetersiz olduğu kırsal
kesimlerde ya da ailelerce okul öncesi eğitimin gereksiz
görüldüğü yerlerde, okul öncesi çağı çocuklarının eğitimi
için neler yapılabilir? Ülkemizde genellikle çalışan
annelerin zorunluluktan dolayı okul öncesi eğitim
kurumlarına ilgi gösterdiklerini çalışmayan annelerinse
çocuklarını okul öncesi eğitim kurumlarına göndermediğini
gözlüyoruz. Bu anlayışın kırılması için neler yapılması
gerekir?
- Bu
anlayışın kırılması için annelerin eğitimine ağırlık
veriyoruz. Bunun için AÇEV ile bir çalışmamız var.
Çocuklar bir sınıfta, anneler de başka bir sınıfta eğitim
görüyorlar. Burada temel bilgiler veriliyor. Çocuk bakımı,
annelik nasıl yapılır, çocuğun okuldaki davranışlarının
devamı için evde nasıl davranılması gibi genel bilgiler
veriliyor. Bunun dışında bizim öğretmenlerimiz aileleri ve
evleri de ziyaret ediyorlar. Çocuklarının eğitimi için
onları okula davet ediyorlar. Biz buna Okul-Veli Eğitim
Programı diyoruz. Bununla öğretmenlerimizi yetiştirip
hizmet içi eğitimden geçiriyoruz. Bunlar gönüllü
öğretmenler. Mahalle mahalle dolaşıyor ve okul öncesindeki
çocuğu olan aileleri bilgilendiriyorlar.
-
Mobil Anaokulu Projesini duyduk, bundan da bahsedebilir
misiniz?
- Tüm
çocukların okul öncesi eğitimden yararlandırılması
ilkesinden hareketle maddî imkânları yetersiz ailelerin
yaşadığı bölgelerde bulunan 36-72 ay çocuklarına ve
onların ailelerine ulaşarak okul öncesi eğitimi
yaygınlaştırmak, farklı bölgelerde yaşayan çocukların
özellikle dil gelişimine yönelik eğitim programları
yapmak, ebeveynleri çocuklarının eğitimi konusunda
bilinçlendirerek eğitim materyalleri ve programları
düzenlemek için yerel yönetimler ve üniversitelerle
işbirliği yapılarak okul öncesi eğitimden yararlanamayan
ekonomik düzeyi düşük ailelere ana-baba eğitimi, çocuk
sağlığı, beslenmesi ve eğitimi gibi konularda toplumun
bilinçlendirilmesi hizmeti verilecektir. 48-72 ay arasında
2.702.912 çocuğumuz var hemen okul öncesi eğitime almamız
gereken, bu çocukları alamıyoruz. Bunun için öğretmene,
okula, dersliğe ihtiyacımız var. Şehrin varoşlarında bu
tür eğitim kurumlarından mahrum bulunan çocuk sayısı
oldukça fazla. Bu çocukları kendi kaderlerine terk
edemeyiz. Bunun için böyle bir uygulama düşündük: Mobil
sistemi geliştirelim. Mobil sistemiyle otobüsleri ana
sınıfı şeklinde donatıyoruz. Bir ana sınıfında ne varsa
aynısını otobüslerde yapıyoruz. İki öğretmenimizin
gözetiminde haftanın belirli günlerinde buralara mobil
araçlarla gidilerek eğitim verilmeye çalışılıyor. Bir
öğretmenimiz çocuklarla ilgilenirken diğer öğretmenimiz de
çocukların anneleriyle ilgileniyor. Hatta ekonomik
sıkıntılar yaşayan ailelere yardımlar bile ulaştırılıyor.
Mobil araçlarımızda bir doktor ve bir hemşire bulundurarak
zamanla sağlık hizmetleri de vermeyi hedefliyoruz. Bugün
itibarıyla, İstanbul’da iki, Bursa, Malatya ve
Gümüşhane’de bir otobüsümüz çalışıyor. Konya’daki
otobüsümüz ise yeni faaliyete geçti. Denizli’de dört
aracımız yapım aşamasında. Balıkesir Belediyesinden bir,
Adana ve Gaziantep belediyesinden iki otobüs sözü aldık.
-
Bu proje gerçekten çok önemli, umarız daha da yaygınlaşır.
Bunun dışında okul öncesi eğitimiyle ilgili kamu kurum ve
kuruluşları ya da sivil toplum örgütleriyle, medyayla
ortak çalışmalarınız hakkında da bilgi verebilir misiniz?
- Daha
öncesinde TRT ile yapılan anlaşmamız gereğince, televizyon
dizilerimiz devam ediyor. Bunun dışında diğer sivil
toplum kuruluşlarıyla diyalogumuz olmaktadır. AÇEV’in
başlattığı, bizim bilgimiz dahilindeki “7 Çok Geç”
kampanyası başladı. Yazılı ve görsel basında reklamı
yapılmaktadır. Yine Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve
Danone ile bir protokol yaptık. 250 anasınıfımızın
donatımını Danone üstlendi. Kısacası sivil toplum
örgütleriyle, derneklerle sıkı bir diyalog içindeyiz.
Önümüzdeki günlerde İstanbul’da bir Alman kuruluşuyla
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği anne eğitimcilerimizle
birlikte annelerin ve sokak çocuklarının eğitimi
çalışmalarına başlayacaklar. Şimdilik pilot il olarak
Mardin, İstanbul (3) ve Ankara’da olmak üzere 5 okulda bu
uygulamayı yapmayı düşünüyoruz. Yani çok yönlü bir
çalışmamız var. Annelerin, babaların bilinçlendirilmesi,
okullaşmanın yaygınlaşması, okul öncesi eğitimin ne
olduğunun kavratılması konularında çok yönlü
çalışmalarımız var. İnşaallah meyvelerini alacağız.
-Biz
eskiden masallarla büyüdük. Bu gibi konularda, yani
kültürel etkinlikler için çalışmalarınız var mı?
- Elbette
var. Okul öncesi eğitim bazı temel ilkelere dayanmaktadır.
Tüm etkinliklerde bu ilkelere uyulurken çocukların hayal
güçleri, düşünme becerileri, iletişim kurma ve duygularını
anlatabilme davranışları geliştirilir. Programlar
hazırlanırken aileler ile içinde bulunulan çevrenin
özellikleri de dikkate alınarak çocuğun gelişiminin yanı
sıra okul öncesi eğitim programı da düzenli olarak
değerlendirilir. Bu çerçevede Genel Müdürlüğümüzce,
program doğrultusunda kazanılması beklenen davranışlara
yönelik olarak ülke genelinde tüm vatandaşlarımızın
katıldığı, çocuk şiirleri, kukla oyun metinleri, çocuk
şarkıları, tekerleme ve bilmeceler konulu yarışmalar
açılmıştır. Değerlendirilen eserler, kitap ve kaset hâline
dönüştürülerek okullarımıza gönderilmiştir. İmkânlarımız
elverdiği takdirde bu tür etkinliklerimizi daha da sık
yapmayı istiyoruz.
-
Peki okul öncesi eğitimi nasıl denetliyorsunuz?
- Bakanlığımıza
bağlı okul öncesi eğitim kurumlarını ilköğretim müfettişlerimiz
denetlemektedir.Ben 22 yıl Bakanlık müfettişliği yaptıktan
sonra bu göreve atandım. Alanınızın dışında denetim yaparsanız
çeşitli zorluklarla karşılaşırsınız. Bu nedenle hemen
her yıl müfettişlerimizi belli bir plan dahilinde hizmet
içi eğitim seminerlerine almaktayız. 2005 yılının başında,
her ilimizin müfettiş sayısına göre tespitlerimizi yaparak
onlara, İstanbul’da üniversite hocalarımızın da katkılarıyla
hizmet içi eğitim verdik. Okul öncesinde denetim nasıl
yapılmalıdır? konusunda bilgilendiler. Ayrıca, Sayın Bakanımızın
önderliğinde illeri ziyaret ediyor ve toplantılar yaparak
karşılıklı istişarelerde bulunuyoruz. Bugün de Niğde iline
gidilecek ve on sekizinci il olacak bu. Ziyaretlerimizde
ilköğretim müfettişleriyle de bir araya geliyor ve okul
öncesi eğitiminde denetim nasıl yapılır? Okul öncesi eğitimin
gelişmesi için üzerlerine düşen görevler nelerdir? gibi
konularda hem onları, hem de yerel yetkilileri bilinçlendirmeye
çalışıyoruz. Kısacası yurt genelinde çok yönlü olarak
bilinçlendirme çalışmalarımız devam ediyor.

-
Okul öncesi eğitimde okullaşma oranı ve hedeflerle ilgili
neler söyleyebilirsiniz? Meselâ 2005 yılı sonu itibarıyla
%25 okullaşma hedefi vardı. Bu hedefin neresindeyiz?
- Şimdi
öğretmen konusunda bir sıkıntımız yok. Ülke genelinde 35
Eğitim Fakültesi’nin hepsinde okul öncesi öğretmenlik
bölümü mevcuttur. Bunlardan mezun olan öğretmenlerimizin
atamaları yapılıyor. Bunun dışında Anadolu Üniversitesi
ile Genel Müdürlüğümüz arasında üç yıllığına yapılmış olan
protokole göre Kız Meslek Liselerinin Çocuk Gelişimi
bölümünden mezun olup üniversite sınavından belli bir puan
alanlar bu bölüme kayıtlarını yaptırdılar. Bu öğrencilerin
eğitimi devam etmektedir. Bunlar bizim okullarımızda da
uygulama yapıyorlar. Maliye Bakanlığının bize tahsis
ettiği kadrolar yetersiz olduğu için biz ihtiyacımız kadar
kadrolu öğretmenin atamasını yapamıyoruz. Burada şöyle bir
telafi yoluna gidiyoruz; usta öğretici çalıştırıyoruz. Bu
usta öğreticilerimizde öncelik, alandan dört yıllık
fakülte mezunu olanlardır. İhtiyaç olduğunda açık öğretime
devam eden öğrencilerimizi, bunların hiçbiri yoksa da Kız
Meslek Lisesi’nin Çocuk Gelişimi bölümünden mezunları
görevlendiriyoruz. Bina durumuna gelince, 210 ana
okulumuzun yapımı devam ediyor şu anda. 572 ana okulumuz
hizmette. 13.456 ana sınıfı var ve toplam 27.339 derslikte
eğitim devam etmektedir. Şimdi şöyle bir çalışma da
başlattık. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde, öğrencisi
az olan yerlerde, ilköğretim bahçelerine 50 kişilik küçük
ana sınıfları yapmaya başlıyoruz. Bu ana sınıflarını da
sabahçı ve öğlenci olmak üzere iki gruptan yararlandırma
yoluna gitmek istiyoruz. Bizim önümüzdeki engellerin en
büyüğü, aldığımız ücret ve bilinçlendirme konusudur. Biz
alınan ücreti makul bir seviyede tutuyoruz. Böylelikle
illerde bu ücreti belirlemek için çeşitli ücret tespit
komisyonları kurduk. Komisyonlar bölge şartları dikkate
alınarak ücret tespiti yaptıktan sonra Genel Müdürlüğümüze
bilgi vermektedirler. Fiyatlarını tespit ediyorlar ve bize
bildiriyorlar. Bir süzgeçten geçiriyoruz, eğer fiyatlarda
bir yükseklik söz konusuysa bunu iade ediyor ve tekrar
değerlendirilmesini sağlıyoruz. Şu hususu okullarımızdan
özellikle rica ediyor ve üzerinde duruyorum. Lüksü
bırakalım, temiz olalım, hijyenik olalım ama lükse
kaçmayalım. Lükse niçin kaçmayacağız? Birincisi, lüks
devreye girdiğinde fiyat artışları oluyor, bu da hâliyle
veliye yansıyor...İkincisi, vatandaş dışarıdan baktığı
zaman bu kurumlara, “burası özel okuldur, ben çocuğumu bu
özel okula veremem” gibi bir düşünceye kapılıyor. Bu
yüzden biz mütevazı olmalıyız, her kesimden çocuğu
kucaklamalıyız. Yoksul olsun zengin olsun orta hâlli
olsun, her kesimden tüm insanları kucaklamalıyız. Sosyal
açıdan farklı kesimlerden gelen bu çocukları aynı ortamda
eğitmeliyiz. Ayrıca ben iddia ediyorum ve okullarımıza da
güveniyorum. Okullarımızdan hangisini görmek ve gezmek
isterseniz sizleri, davet ediyorum. Hepsi tertemiz pırıl
pırıldır. Okullarımızı görün kararı da sizler verin. Aynı
daveti değerli anne babalara yapıyorum. Gelin okullarımızı
görün.
-
Dünyadaki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’nin
okul öncesi eğitimdeki durumu hakkında neler söylenebilir?
-
Gelişmiş ülkelerin düzeyinde değiliz tabi ki. Özellikle
girmeye çalıştığımız AB ülkelerinde okul öncesi eğitim
oldukça önemseniyor. Hatta bazı AB ülkelerinde, Belçika,
Hollanda gibi ülkelerde okul öncesi eğitim zorunlu eğitim
kapsamındadır. Biz de ülke olarak bu ülkelerin seviyesine
ulaşmaya çalışıyoruz. Sanıyorum, toplum bilinçlendikçe,
başaracağız. Yani, “okul öncesi eğitim gereklidir, ilk
öğretimden orta öğretimden önce bu eğitimi çocuklarımıza
aldırmalıyız”. Bir de şu noktaya değinmek istiyorum: Bir
anne baba üniversite mezunu olabilir, kültürlü olabilir
hatta eğitimci de olabilir ama okul öncesindeki eğitimi
evinde veremez. Çünkü burada bir sistem vardır. Oysa evde
anne çocuğuna annelik hisleriyle yaklaşacaktır. Çocuk da
ona aynı şekilde yaklaşacaktır. Çocuğun gözünde o bir
annedir ya da babadır, abladır.. Ama okulda annelik,
babalık, ablalık söz konusu değildir. Orada öğretmen
vardır, bir sistem vardır ve o sistem uygulanmaktadır.
Dolayısıyla çocuk orada hayata hazırlanıyor. Hayatın
gerçeklerini orada görüyor. Çocuk toplu yaşamanın
kurallarıyla karşılaşıyor ve görüyor ki bu arkadaşım da
aynı kurallara uyuyor, ben de aynı kurallara uyuyorum.
Hayat da zaten böyle değil mi? Zengin var, fakir var ama
hepsinin uymak zorunda olduğu ortak kurallar var. Kanun
karşısında herkes eşittir meselâ.
-
Şimdilik ülkemizde ilköğretim zorunlu. Okul öncesi eğitim
için de böyle bir zorunluluk hazırlığı var mı?
-
Gönlümüzde, beynimizde yatan o. Sayın Bakanımızın da
arzuladığı gerçekten bu. Ama biraz önce de ifade ettim
ülkemizde 0-72 ay arası 8.094.455 çocuk bulunmaktadır.
Hemen eğitime alınması gereken 48-72 ay arası 2.702.912
çocuğumuz vardır. Birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla
bir rakam bu. Biraz da meseleye burdan bakmak gerekir.
Şimdi bu kadar büyük bir nüfusa eğitim verebilmek için,
okul, bina, öğretmen, araç-gereç ihtiyacı doğmaktadır.
Bunları takdir edersiniz ki birden yapmamız mümkün
değildir. Bu yüzden biz kademeli bir geçiş yapmanın daha
sağlıklı olduğunu düşünüyoruz ve bu yönde çalışmalarımızı
sürdürüyoruz. Bir yaş grubunu hedef alarak ya da birkaç
ili pilot uygulama kapsamına alarak, getirisini ve
götürüsünü hesap ederek hazırlıklar yapmaya çalışıyoruz.
Bu konuyla ilgili çalışmalarımızı yakında Sayın Bakanımıza
sunacağız.
-
Okul öncesi eğitimde nitelikli hizmet sunabilmek için
Genel Müdürlüğünüzce düzenlenen hizmet içi faaliyetlerden
de söz edebilir misiniz?
- Bu yıl
ilköğretim müfettişlerine yönelik “Okul Öncesi Eğitim”
alanında düzenlenen seminerde toplam 162 müfettiş eğitime
alınmıştır. Bağımsız ana okulu ve ana sınıflarında görev
yapan öğretmenlere yönelik düzenlenecek olan “Çoklu Zeka
Kuramı”, “Güzel ve Etkili Konuşma”, “Çocukla İletişim
Yöntemleri”, “Çocuklarda Ritm Duygusunu Geliştirme”,
“Resmin Dili”, “Özel Eğitime Muhtaç Çocukların Okul Öncesi
Eğitime Uyumu” ve “Okul Öncesi Veli-Çocuk Eğitim
Programını Tanıtma (OVÇEP)” konulu kurs ve seminerlere 750
öğretmenin katılımı sağlanacaktır.
-
Son olarak okul öncesi eğitim çağında çocukları olan
velilere ve eğitimcilerimize neler söylemek istersiniz?
- Ben
öncelikle anaokulu müdürlerimizle eğitimcilerimize
sesleniyorum: Sevgi ve şevkatle, tüm personelle uyumlu bir
anlayış içinde okul öncesi eğitim hizmeti vermeye özen
göstersinler. Velilerimize de şunu söylemek istiyorum:
Bizim bu okullarımızı bir görsünler, bir ziyaret etsinler,
eğitimi izlesinler, orada neler yapıldığını görerek öyle
karar versinler. Bu okullara ben çocuk gönderemem, yükü
ağırdır, masrafı ağırdır gibi ön yargılarını böylelikle
yıkmış olurlar. Lütfen gelsinler, biz herkesi kucaklamak
istiyoruz, herkesin çocuğuna eğitim vermek istiyoruz, onun
için lütfen gelsinler, görsünler... İlköğretimdeki okul
müdürü ve öğretmen arkadaşlarımdan da özellikle istirham
ediyorum: Ana sınıflarını düzenli yapsınlar, buradaki
eğitime inansınlar, buradaki çocuklardan alınan ücretleri
dikkate alarak ana sınıfı açmayı istemesinler. Burada bir
rahatsızlık var demek istemiyorum ama benim ana sınıfları
ile ilgili bir sıkıntımı belirtmek istiyorum. Bazı okul
müdürleri nasılsa yönetmelikte yer verilmiş diye o parayı
alıyor ve okulun diğer ihtiyaçları için kullanıyor. Lütfen
bunu yapmasınlar. Ücretleri çok aşağılarda tutmanın
yollarını arasınlar. Ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum;
bu para kesinlikle alınacaktır diye bir şey de yoktur.
Para alınmadan da bu eğitim yapılabilir: Öğrenci
velilerinin bu konuyu kendi aralarında da çözebilmeleri
mümkündür. Sırasıyla bir gün biri peynir, diğeri zeytin
gibi değişik yiyecekler getirebilir.Böylece, yemek
ihtiyaçları bu şekilde de karşılanabilir elbette. Önemli
olan çocukların o saatte hep birlikte, bir arada
bulunmaları ve o eğitimi almaları değil midir? Ben,
özellikle ilköğretim okulu müdürlerinin bu önerimi
uygulamaya geçirmelerini bekliyorum.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, “En
iyi fert, kendinden çok mensup olduğu sosyal toplumu
düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına
kendini adayan insandır.” sözünün ışığında, hassasiyetle
yapmakta olduğumuz okul öncesi eğitim hizmetlerimizi her
geçen gün daha da etkin ve verimli kılmaya gayret
ediyoruz. Bizleri destekleyenlere, bu vesileyle
teşekkürlerimi iletirken, yaygınlaştırma çalışmalarına
herkesin ve her kesimin elbirliğiyle katılması gerektiğine
inanıyor ve böyle arzu ediyorum. Çünkü eğitim, sadece
eğitimcilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. Şunu
iyice idrak etmeliyiz ki; her çocuk okul öncesi eğitim
sürecinden mutlaka yararlanmalıdır ve okul öncesi eğitim
ülkemizin geleceği için de çok çok önemlidir.
-Teşekkür ederiz efendim.
-Ben
teşekkür ederim.
Remzi İNANLI
1945 Van da doğdu. İlk ve orta öğrenimini
Van' da yaptı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Coğrafya bölümünden mezun oldu. 1963 yılında
sınıf öğretmeni olarak mesleğe başlayan İnanlı, Sosyal
Bilgiler öğretmenliği, idarecilik ve Bakanlık Müfettişliği
yaptı. 1985 yılında Millî Eğitim Bakanlığı başmüfettişi
oldu. 2003 yılında atandığı Okul Öncesi Eğitim Genel
Müdürlüğü görevini sürdürmekte olup; orta derecede
İngilizce bilmektedir.
Evli ve dört çocuk babasıdır.