Günümüzde
çocuklara, erken dönemde zengin bir uyarıcı çevre ve
planlanmış etkinlikler sunmanın ne denli önemli olduğu
tartışması artık geride kalmış, bunun yerini okul öncesi
eğitim hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve niteliğinin
artırılması konusundaki çalışmalar almıştır. Ülkemizde
okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranı yeterli
olmadığından, Millî Eğitim Bakanlığı kurumsal okul öncesi
eğitimi ülke düzeyinde yaygınlaştırmaya çalışmaktadır.
Ülkemizde okullaşma oranının yanı sıra, okul öncesi
eğitim kurumlarının çoğunlukla sosyo ekonomik yönden
gelişmiş bölgelerde ve büyük yerleşim birimlerinde
yoğunlaştığı görülmektedir. Bir başka deyişle okul öncesi
eğitim, kırsal bölgelerde ve gecekondu yerleşiminin yoğun
olduğu bölgelerde çocuklara ulaştırılamamakta, her yıl
binlerce çocuk okul öncesi eğitim olanaklarından
yararlanamadan ilköğretime başlamaktadır.
Okul
öncesi eğitimin yaygınlaştırılması kadar verilen
hizmetlerin kalitesi de büyük önem taşımaktadır. Kalite
sorununu göz ardı ederek yapılacak yaygınlaştırma
çalışmaları gelecekte birçok sorunu da birlikte
getirecektir. Okul öncesi eğitimde kaliteli hizmet
verebilmek için bu alana yapılacak yatırımların
artırılması, sağlıklı politikalar ve planlamaların
yapılması kadar personel, fiziksel koşullar ve uygulanan
programların niteliğinin geliştirilmesi büyük önem
taşımaktadır. Bu nedenle çocukların öğrenmede aktif,
seçici, karar verici, öğretmenin ise teşvik edici,
öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir kişi olarak görev yaptığı
çağdaş program anlayışını benimsemek kalitenin
artırılmasında katkılar sağlayacaktır.
Çağdaş
program yaklaşımlarında etkin öğrenme yöntemi
kullanılmaktadır. Etkin öğrenme yönteminde çocuklar
seyredip dinlemekle yetinmeyip bu süreci etkin olarak
değiştirerek, hareket ederek ve bir şeyler yaparak
katılırlar. Etkin öğrenme çocukların bağımsız olarak
hareket ettiği ve araştırdığı, malzemeleri serbestçe
kullanabildiği ve keşfettiği bir ortamdır. Etkin öğrenme
yöntemi çocuklara seçim yapma özgürlüğü tanır. Çocuklar ne
yapacağını, nasıl yapacağını, hangi malzemeleri
kullanacağına kendileri karar verir. Burada çocukların
problem çözme çabalarına öğretmen ve arkadaşları ile
iletişim kurmaları, yaratıcı olmalarına izin verilir.
Bunun için de çocuklar teşvik edilir. Çocuklara arasında
seçim yapabilecekleri malzemeler sunulur. Etkin öğrenmede
çocuklar nesneleri özgür bir şekilde kullanır.
Etkin
öğrenme yönteminde öğretmenler malzemelerle daha etkin
biçimde oynamaya teşvik edecek fikirler öne sürer,
etkinlik sırasında çocuklarla iletişim kurar. “Bunu nasıl
yaptın, başka ne yapılabilir, bana bununla ilgili ne
söyleyebilirsin?” gibi açık uçlu sorular sorar. Çocukların
çabalarına destek olur. Onlara bazı şeyleri kendi
başlarına keşfetme özgürlüğü tanır, çocukların kendi
seçtikleri yolda onlara “ortak” olur. Çocukları
birbirlerine yardım etmeleri için teşvik eder (Wheikard,
1990).
Çağdaş
yaklaşımlar çocuk merkezlidir (Goffin, 1994). Çocuk
merkezli sınıflarda çocuklar aktiftir, sınıflarda özel
öğrenme materyalleri kullanılır. Programlar konuya dayalı
bilgi içermez, entegre, disiplinler arası konular ele
alınır. Ağaçlar, aile, otomobil gibi konularla fen,
matematik, dil sanatları entegre olmuştur ve bu konuların
öğretilmesi ya da ezberlenmesi çabası yoktur (Tuckman,
1991).
Reggio
Emilia, Montessori ve Açık Eğitim yaklaşımları temel
görüşler, eğitim ortamının düzenlenmesi, öğretmenin rolü
ve program açısından tartışılacaktır.
REGGIO
EMILIA YAKLAŞIMI
1970
yıllarında İtalya’da hükûmet belediyelere okul öncesi
eğitiminin yaygınlaştırılması amacı ile kreş ve
anaokulları açma ve yürütme talimatını vermiştir. Bu
yetkiye dayanarak belediye çeşitli üniversitelerden bilim
adamları ile iş birliği yaparak Reggio Emilia adında bir
okul öncesi eğitim projesi başlatmıştır. Reggio Emilia
projesi mevcut okul öncesi kurumlarında reform yapmayı ve
bu kurumları güncelleştirmeyi, ayrıca yeni anlayışa göre
birçok okul öncesi eğitim kurumu açmayı ve orijinal eğitim
metotlarını bu kurumlarda uygulamayı hedeflemiştir. Proje
ekibi 1 başkan, başkan yardımcıları ve beş asistandan
oluşmaktadır. Ayrıca birçok üniversiteden fizik, sanat
tarihi, psikoloji ve pedagoji gibi alanlarda uzman bilim
adamları da danışman olarak görev yapmaktadır. Bir asistan
rehberliğinde birden fazla anaokulundan sorumlu ekipler
bulunmaktadır. Ekiplerde asistanla birlikte, özel eğitimci
ve doktor bulunmaktadır. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimi
ve aileler ile iş birliğinin sağlanması da uzman
eğitimcinin görevleri arasında yer almaktadır.
Reggio
Emilia projesinin çocuk yetiştirmedeki amacı şu şekilde
belirlenmiştir: Büyüme sürecinde çocuk, gelişimini
engelleyen bir “duvar”la karşı karşıyadır. Basmakalıp,
eski ve katı kurallar, güncelliğini yitirmiş kavramlar,
yetişkinlerce benimsenmiş ancak anlaşılması, kavranması
zor ve geçerliliğini kaybetmiş davranış ve tutumlar,
geleneksel eğitim metotları bu “duvar”ı oluşturmaktadır.
Gelişim sürecinde çocuk önce yaşayan toplumdaki yeni
kültürel değerler ve rolleri öğrenmesi için
desteklenmelidir. Daha sonra çocuk, gelişimini engelleyen
ve eski değer yargılarından oluşan “duvar”la
karşılaştığında bu “duvar”ı kendi kendine aşmayı
başarmalıdır.
Çocuk
eğitimindeki amaç çocuğun kendi kendine yeterli hâle
gelmesi ve karşılaştığı engellerle başa çıkmasıdır. Bu
amaca ulaşmak için şu koşullar yerine getirilmelidir:
1.
Çocuğun gelişiminde birçok probleme sebep olan mevcut
pedagojik, toplumsal ve kültürel politikanın çocuk
üzerindeki örseleyici etkisi engellenmelidir.
2.
Gözlem, işitme, bellek, imge, sebep bulma,
kavramsallaştırma ve daha birçok zihinsel süreç yardımı
ile çocukların kendi fiziksel ve sosyal çevrelerinin
etkilerine ve yetişkinlerin baskılarına karşı koyabilecek
şekilde kapasitelerini kullanmalarını sağlamak gerekir.
3.
Çocuklara kendini ifade etme, dünyayı değerlendirme
özgürlüğü tanınmalı ve özerklik teşvik edilmelidir.
4.
Çocukların özgürlük, merak ve imgelerini teşvik etmek için
öğrenme ve bilgi edinme sürecinde onlara fırsatlar
sağlanmalıdır.
5. Bilgi
edinme ve yorumlamak için imgenin gelişmesi gerekir.
Yaratıcılık ve zihinsel etkinliklerin birlikte gelişmesi
ve bütünleşmesi için bütün sanat dalları kadar bilim de
temel olarak alınmalıdır.
6.
Derinlemesine düşünme, yorum yapma, nesneler ve olaylar
hakkında özümsemeler yapabilmesi amacıyla, çocuğun hem
potansiyelini hem kapasitesini kullanması için onun aktif
olmasını sağlamak gerekir.
Özetlemek
gerekirse, çocuğun gelişimini ve yaratıcılığını engelleyen
kalıplaşmış, katı, geçerliliğini yitirmiş değer yargıları
ve geleneksel eğitim metotlarına karşı koyması için aktif,
bağımsız, yaratıcı, gözlemci ve zihinsel potansiyelini
kullanabilen bireyler olarak yetiştirilmesi gerekir.
Projede
çocuğun gelişimine genetik, yapıcı ve ekolojik bir
yaklaşımla bakılmaktadır. Bu özgür ortam içerisinde
çocuklar yalnız başlarına, akranları ile ve yetişkinlerle
birlikte yaşadığı deneyimler sayesinde anlama, öğrenme ve
bilmenin zevkini tadacaklardır. Bu yaşantılar yolu ile
yetişkinler de çocuklarla birlikte oynamanın, konuşmanın,
düşünmenin ve bilinmeyenleri birlikte keşfetmenin zevkini
yaşayacaklardır.
Çocuklar
bilgi edinmede oyun, gözlem ve duyularını kullanırlar. Bu
süreç içerisinde çocuklar hem kendilerini, hem
birbirlerini tanımaya, dünyanın nasıl işlediğini anlamaya
çalışırlar.
Çocuklar
bilgileri organize etmek için ipuçlarından yararlanır, var
olan açıklamalardan hareket ederler ve çevre ile
etkileşimde bulunurlar, böylece deneyim kazanırlar.
Çocukların öğrenme sırasında kullandıkları en önemli
mekanizmalardan birisi de algıdır. Algı imgeyi akılda
tutma, belirli ilişkilerin farkında olma yeteneğidir.
Çocuk bir nesne ile karşı karşıya geldiğinde onu algılamak
için duyularını kullanır ve onu temsil eder. Böylece
nesneyi istediği bir formla ya da dille yeniden ifade eder
ve bu yolla nesneyi ve özelliklerini öğrenir. Ancak
çocuğun gözleri ve beyni nesnelerdeki devam eden ve
değişen ilişkileri algılamak ve yeni ilişkileri keşfetmek
için yardım ister. Bu bakımdan yetişkinlerin rolü çok
önemlidir.
Çocuğun
öğrenme ve bilgi edinmesinde zihinsel kapasitesini
kullanabilmesi de önemlidir. Zihinsel gelişimde genlerin
etkisi inkâr edilmemektedir. Bununla birlikte beynin
genler tarafından hapsedilip onu engellediğine
inanılmamaktadır. Bu nedenle zekânın çevre ile
etkileşiminde bulunduğu oranda geliştiği fikri
savunulmaktadır.
Reggio
Emilia programında problem çözme, yaratıcı düşünme ve
araştırmayı içeren birçok fırsatlar sunulmaktadır (New,
1993). Reggio Emilia projesinde ortam çok büyük önem
taşımaktadır. Reggio okullarında duyarlılıkla estetik
biçimde hazırlanmış ortamlar bulunur. Loris Malaguzzi
ortamın; çocuğun farklı yaştaki kişiler arasında ilişki
kurması, hoş bir çevre yaratması, değişimler, etkinlikler
ve alternatifler sunması, sosyo-etkin-bilişsel öğrenmenin
gelişmesi için potansiyel sağlaması açısından önemini
vurgulamıştır (Saltz,1997).
Reggio
Emilia okullarında ortam için “öğrenmenin” kendisi
şeklinde ifadeler kullanılmaktadır. Ancak, sadece
fiziksel çevrenin değil sosyal çevrenin de önemli olduğu
belirtilmiştir (New, 1989, Veale, 1992).
Reggio
Emilia’da her okulda sınıf içinde bir mini atölye vardır,
bir de büyük atölye bulunmaktadır. Atölyeler çok çeşitli
materyal ve kaynakla doludur (Palestis, 1994). Atölyelerde
bu araçlar sadece raflarda sergilenmez, belirli projeler
için çalışmalar yapılır (Borgia, 1991).
Reggio
okullarında dikkati çeken diğer bir özellik de proje
konularına uygun olarak ortamın düzenlenmesidir. Örneğin,
girişte yer alan üçgen çatı biçiminde düzenlenmiş aynalar,
konveks ve konkav aynalar çocuğun kendisini değişik
açılardan ve değişik durumlarda gözlemesini sağlamakta ve
çocuğu düşünmeye yöneltmektedir (New, 1993). Reggio Emilia
yaklaşımının en önemli özelliği öğretmenlerin “öğrenen”
olarak görülmesidir (New, 1993).
Çocuğun
çevre ile iletişim kurmada kullandığı araç ise dildir.
İnsan, diğer canlılardan farklı olarak kullandığı dilin
zenginliği sayesinde kendini ifade etme ayrıcalığına
sahiptir. Her çocuğun büyümeye, bireysel bir varlık olmaya
ve kendini serbestçe ifade etmeye hakkı vardır. Ancak,
günümüzde kullanılan dil, kuvvetli hayal gücüne dayanan
süreçler yerine kısır ve karşılıklı alışverişe dayanan
taklidî mekanizmalar yolu ile çocuklara empoze
edilmektedir. Bu durum çocukların kendilerini ifade etme
olanaklarını sınırlamaktadır.
Çocukların çevre ile etkileşiminde önemli hedeflerden
birisi de görsel eğitimdir. Görsel eğitim bağımlılık ve
günümüzde çocuklar arasında çok yaygın olarak gözlenen
pasif algıdan kurtulmada değil aynı zamanda rasyonel,
imgesel ve üretici düşünmenin gelişimine de yardımcı olur.
Reggio
programlarında duyu organları ile materyallerin,
şekillerin ve renklerin bilinmeyen özelliklerini
keşfetmeleri için çocuklara özgür bir ortam sağlanmalıdır.
Bu özgür ortam içerisinde çocuklar yalnız başlarına,
akranları ve yetişkinlerle birlikte yaşadığı deneyimler
sayesinde anlama, öğrenme ve bilmenin zevkini tadar. Bu
yaşantılar yolu ile yetişkinler de çocuklarla birlikte
oynamanın, konuşmanın, düşünmenin ve bilinmeyenleri
birlikte keşfetmenin zevkini yaşarlar. Çocuklar bilgi
edinmede oyun, gözlem ve duygularını kullanırlar,
bilgilerini organize etmek için ipuçlarından yararlanır,
var olan açıklamalardan hareket ederler ve çevreyle
etkileşimde bulunurlar, böylece deneyim kazanırlar.
Çocukların öğrenme sırasında en çok kullandıkları
mekanizmalardan biri de algıdır. Çocuk bir nesne ile karşı
karşıya geldiğinde onu algılamak için duyularını kullanır
ve onu temsil eder. Böylece nesneyi istediği bir formla ya
da dille yeniden ifade eder ve bu yolla nesneyi ve
özelliklerini öğrenir (New, 1993).
Yaratıcı
ve üretici düşünmenin gelişiminde imgenin çok önemli yeri
vardır. Aslında çocukların imge dünyası, sanatçılar ve
bilim adamları gibi zengin ve geniştir. Ancak her gün her
çocuk televizyon karşısında genellikle çizgi filmleri
seyretmekle saatler geçirir. Bu yolla çocuklara verilen
zarar bir nükleer savaş tehlikesinden daha fazladır.
Çocuklara hiçbir zaman etkisi yok edilemeyecek zarar,
imgelerinin kirletilmesi, zehirlenmesi ve yok olmaya
başlamasıdır. Eğitimle ilgilenen bütün kişilerin bu vahşet
ve şiddet propagandası konusunda dikkatli olmaları
gerekir. Günümüzde çocukları imgelerini kullanmaya
yönelten Reggio Emilia gibi çok az sayıda okul
bulunmaktadır.
Reggio
Emilia’da programlar ileri derecede yapılandırılmamıştır.
Öğretmenler genel olarak proje ve etkinlikleri
yönlendirecek hipotezleri ve genel amaçları belirlemekte
ve sonuç olarak gerekli hazırlıkları yapmaktadır.
Programda strateji sürekli araştırma üzerine kurulmuştur (Palestis,
1994).
Reggio
Emilia öğretmenleri, çocukların yakın gözlem güçlerini
“hayatta resim çizmelerini” sağlayacak fırsatlar sunarak
güçlendirirler. Burada amaç kopyalamak değildir.
Çocuklardan önce gelincik hakkında kendi fikirlerini
çizmeleri istenir. Sonra gerçek gelincikleri görmek için
tarlalara gidilir. Orada çiçekleri yakından gözlemleme
olanağı bulurlar, onları yerlerinde çizerler ve daha sonra
gezi öncesi resimlerle bu sonuçları karşılaştırırlar. Bu
süreç, gözlemleme güçlerini ve dünyanın güzelliğini
takdir etmelerini büyük ölçüde etkiler (Hendrick, 1997).
Reggio Emilia yaklaşımı çocukların ve yetişkinlerin
birlikte geliştirdikleri ilgi ve sorunları tartışma ile
ortaya çıkan akışkan, genelleyici ve dinamik bir
programdır (Hendrick, 1997).
Reggio
Emilia’da uygulanan proje yaklaşımına dayanan okul öncesi
eğitim programları gelişimsel hedefleri temel alarak
konuların derinlemesine incelenmesini sağlamakta; böylece
bütünleştirilmiş etkinliklerle, konuların araç olarak
kullanılmasının en güzel örneklerini sunmaktadır. Bu tür
programlarda Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 36-72 Aylık
Çocuklar İçin Hazırlanan Okul Öncesi Eğitim Programında
(2002)olduğu gibi gelişimsel hedeflere ve davranışlara yer
verilerek, konu merkezli programlar yerine, hedeflere
ulaşmada konuların aracı olarak kullanılması ve
etkinliklerin birbiriyle bütünleştirildiği eğitim
programlarının planlanması esas alınmaktadır.
MONTESSORI YAKLAŞIMI
Montessori’ye göre çocuklar doğanın düzeni, uyumu ve
güzelliğini anlamalı ve bundan mutluluk duymalıdır.
Doğanın kanunları, bilimin ve sanat dallarının temelini
oluşturur. Bu nedenle doğa kanunlarını anlamak bilimin
temelidir (Montessori, 1966). Montessori yaklaşımında
çocuklara araştırma, deneme, hata yapma ve hatalarını
kendi kendilerine düzeltmeleri için fırsatlar
tanınmalıdır.
Montessori materyalleri, çocuklara hatalarını kendi
kendilerine bulma olanağı tanır. Öğretmen çocuğun hatasını
söylemez. Eğer çocuk materyallerden hatasını göremiyorsa,
bu çocuğun yeterince gelişmediğini gösterir. Zamanı
geldiğinde çocuk hatasını görerek düzeltir (Temel, 1994).
Montessori yaklaşımında ortamın düzenlenmesi büyük önem
taşımaktadır. Montessori yöntemi çocukların fiziksel
serbestliğinin, onlara tanınacak yaşamsal araçlarla
sağlanabileceğini ileri sürer (Montessori, 1995).
Montessori çevresinde gerçeklik ve doğallık büyük önem
taşır. Sınıftaki araçlar çocuğun gerçekle yüz yüze
gelmesini kolaylaştırmak amacıyla gerçek yaşamda
kullanılan araçlardır. Bir şey içmek için gerçek cam
bardaklar, ütü yapmak için gerçek ısınabilen ütü,
sebzeleri kesmek için gerçek keskin bıçak kullanılır
(Temel, 1994).
Montessori sınıflarında, çocukların sınıf içerisinde
istedikleri gibi dolaşmalarına izin verildiği gibi okuldan
açık alana çıkmalarına da izin verilmektedir.
Hareketlerdeki bu özgürlük nedeniyle Montessori geleneksel
okullardaki gibi, çalışma, dinlenme ya da oyun zamanlarına
bölünmemiştir (Morrison, 1976; Temel, 1994). Bu çocuğun
materyalleri kullanarak bir etkinliği tamamlamasını
sağlamaktadır. Çocuk seçtiği için gerekli bütün materyal
parçalarını bulur, etkinliği kimse tarafından bölünmeden
çalışabilir ve materyalleri tekrar yerine koyabilir.
Böylece çocuk sınıfta düzenin bir parçası olur (Lillard,
1972).
Montessori sınıflarında çocuğun etrafındaki eşyalar onun
vücut yapısına ve gücüne uygun olmalıdır, etrafta hareket
ettirebileceği hafif eşyalar, elini uzatıp yetişebileceği,
kolaylıkla kullanabileceği kilitler, kolay açılıp
kapanabilen çekmeceler ve kapılar, duvarda kolay
yetişebileceği kıyafet askıları, parmakları ile
kavrayabileceği fırçalar, eline sığacak sabunlar, kısa-düz
saplı süpürgeler, kendi başına giyinip çıkarabileceği
giysiler bulunmalıdır. Bunlar çocuğun zamanla kendini
geliştirmesini, sosyal kuralları kazanmasını sağlayacaktır
(Montessori, 1995).
Montessori araçları, çocuğun güçlük çektiği sadece bir
kavramın diğerlerinden ayırt edilip verilmesine olanak
sağlar. Örneğin; pembe küpler yalnızca büyüklük
kavramından birbirinden farklıdır, diğer özellikleri
açısından aynıdır. Böylece, çocuk büyük küçük kavramını
daha iyi öğrenebilmektedir. Montessori araçlarının diğer
bir özelliği de basitten zora, somuttan soyuta aşamalı bir
biçimde düzenlenmesidir. Örneğin; değişik uzunluklarda
yapılmış kırmızı çubuklar ilk aşamayı oluşturmaktadır.
İkinci aşamada mavi ve kırmızıya boyanmış çubuklarda sayı
ve uzunluk kavramı birlikte ele alınabilmektedir (Montessori,
1966).
Montessori sınıflarında saygı atmosferi olmalıdır ve
çocuklar çalışacakları projeleri, süresini ve kiminle
çalışacaklarını kendileri seçer. Huzurlu olan bu ortam
çocukta kişisel disiplini geliştirir (Calvert, 1986).
Montessori yaklaşımında öğretmen, çevreyi hazırlamaktan
ve çocukların çevre ile etkileşime geçmesinden
sorumludur. Montessori öğretmeni “yöneltici” adını alır.
Öğretmenler, çocukların kendi gelişimi için onlara
potansiyellerini kullanma fırsatı tanır (Linnard, 1972).
Dış görüntüsü ve kişiliği ile çocuklar için iyi bir model
olmalı ve saygı uyandırmalıdır. Öğretmenin esnek
olabilmesi için yaşamı seven sıcak, anlayışlı ve saygılı
olması gerekmektedir (Temel, 1994).
Montessori öğretmeni, aile ve toplum çalışmalarına çok
zaman ayırmaktadır. Montessori çocuğu soyutlanmış bir
birey olarak değil, ailenin bir üyesi olarak görmektedir.
Montessori öğretmeni çocukların çalıştığı ortamda güçlükle
fark edilen bir görünümdedir (Temel, 1994).
Montessori programları çocukların bireysel gelişimlerini
ve iç disiplin geliştirmelerini; saygı atmosferinde
huzurlu bir ortamda desteklemeyi amaçlar. Öğretmenler,
ortamı çocukların aktif araştırma yapabilecekleri ve
yetişkinlerle iletişim kurabilecekleri, serbestçe hareket
edebilecekleri şekilde düzenler. Çocuklardan istenilen
bilgi, beceri ve deneyimleri kazandıracağına inandıkları
materyalleri, öğretmen rehberliğinde seçmesi istenir.
Çocuklar kendi amaçları için materyalleri
düzenleyebilmektedir. Çocukların bilgi ve becerilerinin
yanında duyuşsal hedeflerin (örneğin benlik saygısını
geliştirecek hedeflerin) gerçekleşmesine özen
verilmektedir.
AÇIK
EĞİTİM YAKLAŞIMI
Açık
eğitim yaklaşımında tek bir felsefe ya da evrensel olarak
onaylanmış varsayımlar bulunmamaktadır. Okul öncesi
çağdaki çocuklara düzenlenmiş yaşantılar sunmayı
hedefleyen bir okul yerleşimi olmayıp belli zamanlarda
toplanma esasına dayanan alternatif bir sistemdir (Swedish,
1992). Açık eğitim gerçek dünyaya ve topluma açılmaktadır.
Çocuklar belirli etkinlikleri gerçekleştirmek için oyun
alanlarına ve diğer açık alanlara gidebilirler. Örneğin
kuşları gözlemek ya da kuşları gözleyen insanlarla
konuşmak için. Aynı şekilde toplumu oluşturan bireyler
çocuklarla ilgili beceri ve deneyimlerini paylaşmak için
okula gelebilirler. Açık eğitim okul duvarlarını yıkmakta
ve öğrenme dünyasını gerçekte bütün dünya olarak
düşünmektedir. Sınıfın dört duvarını eğitim yeri olarak
kabul etmemektedir. “Tüm dünya bir sınıftır” görüşü
benimsenmektedir (Morrison, 1976).
Açık
eğitim okul öncesi ve ilkokul seviyelerini kapsamakla
birlikte diğer düzeylerde de başarılı olarak
uygulanmaktadır. Açık eğitim, izin verici olma ve müdahale
etmeme ilkesi olan bir modeldir. Müdahale etmeme geleneği,
kendi kendilerine öğrenen çocuklara çok önemli seçenekler
sunmaktadır. Oysa geleneksel eğitimde bütün önemli
seçeneklere öğretmen yada program karar verir (Meisells,
1978).
Açık
eğitimde çevre değişik şekilde düzenlendiği gibi kişilerin
değişik biçimde kullanmasına da elverişlidir. Bu
özellikleri taşıması için açık eğitimcinin çevreyi önceden
planlaması ve hazırlaması gereklidir. Açık sınıfta çevre;
hem çocuğun çevreyi hem de çevrenin çocuğu
etkileyebileceği biçimde karşılıklı tepki vermeye uygun
şekilde düzenlenmelidir (Knobleock, 1973). Açık eğitimde,
çocuğun anaokulundaki günü, bahçede serbest oyunla başlar.
Daha sonra, öğretmenle sabah görüşmesine sıra gelir. Bu
görüşme sabah ve gün ortasında tüm çocukların bir araya
gelmesiyle olur. Bu toplantının amacı eğitim değildir.
Süresi 10-20 dk olur. Sabah toplantısının ardından
çocuklar kendi seçimlerine uygun serbest aktivitelerde
bulunur. Sabahın büyük bir bölümünü serbest aktivite
oluşturur. Aktivite sırasında öğretmen, çocuk grupları
arasında dolaşır, onlarla konuşur ve onları dinler (Prakasha,
1983).
Açık
eğitimde öğretmen-çocuk ilişkisi karar vermeye katılım
üzerine kurulmuştur. Çocuk öğrenme merkezinin temelidir.
Kendisi bizzat öğrenmeden sorumludur. Açık sınıfta
öğrenme-öğretme sürecinde hem çocuğun, hem de öğretmenin
aktif katılımı sağlanır (Meisells,1978). Açık eğitimde
öğretmen, iyi bir planlayıcı olmalıdır. Öğretmen
planlamayı alışkanlık hâline getirmelidir. Öğretmen
planlama yaparken aşağıdaki sorulara cevap vermelidir:
-
Gruptaki çocukların beceri ve yetenekleri ne düzeydedir?
-
Çocukların ne öğrenmelerini istiyorum?
-
Gruptaki çocukların ilgileri nelerdir?
-
Çocuklar ne öğrenmek istiyorlar?
- Onları
nereye yönlendirmek istiyorum?
-
Planladıklarımızı nasıl başaracağız?
Nitelikli
bir eğitim için buna benzer sorulara planlama sırasında
sorulmalıdır (Morrison,1976). Çocuk merkezli programlar
için planlama yapmanın gerekli olmadığı gibi bir inanış
vardır. Oysa tam tersine planlama yapmak çok gereklidir ve
daha güçtür. Çünkü yaratıcı bir plan ortaya koymanız
gerekir. Ancak herkesin farklı bir etkinlikle uğraştığı
bir grupta öğretmen çocukların her an ne yaptığını
bilemeyeceği için her gün detaylı bir plan yapması mümkün
değildir, bunun yerine genel planlar yapılabilir. Her gün
özel olarak birkaç çocuk ya da bir grup çocuk için
planlamalar yapılabilir. Bu şekilde öğretmenin dikkatini,
planladığı gruba yöneltmesi ve onlarla açık sınıf
ortamında iletişim kurması mümkün olabilecektir. Açık
öğretimde planlama uygulanan diğer bir yol da
öğretmenlerin ekip hâlinde çalışması ve planlamaları
birlikte yapmasıdır (Temel, 1993).
Açık
eğitimde öğretmenin planlama ile birlikte kayıt tutmayı da
düşünmesi gerekir. Eğer öğretmen çocuklar için etkili bir
program planlıyorsa onların daha önceki başarılarını da
değerlendirmesi gerekir. Bu değerlendirme gözlem, görüşme
ve yollarla yapılabileceği gibi standart testlerle de
yapılabilir. Açık eğitimde çocuklar da kayıt tutma işine
yardımcı olduklarından basit ve yeterli bir kayıt tutma
sisteminin geliştirilmesi gerekir. Öyle ki çocuklar
ilkokul seviyesine geldiklerinde kendi kayıtlarını
tutabilir hâle gelmektedirler (Temel, 1993). Açık eğitimde
öğretmen çocuklara saygı göstermeli, her çocuğun farklı ve
bireysel olma hakkına sahip olduğuna inanmalıdır.
Sonuç
olarak, etkin, yaratıcı ve üretken bireyler yetiştirmek
istiyorsak eğitim ortamını, yöntem ve teknikleri gözden
geçirmeli, köklü değişiklikler yapmalı ve kalıplardan
uzaklaşmalı eğitim süreçlerini dört duvar arasından
kurtarmalı ve dünyaya açmalıyız.
KAYNAKÇA
The
Swedish Institute Child Care Programes in Sweden Fact
Sheet.On Swedwen 1-4, (1992).
Borgia,
E. (1991). Impresions of Reggio Emilia, Eric ED 338386.
Calvert,
P. (1986). Responses to Guidelines for Developmentally
Appropriate Practice for Young Children and Montessori
ERIC Ed 280558.
Goffin,
G.S. (1994). Curriculum Models and Early Childhood
Education. Macmillan Collage Publishing Company, New York.
Hendrict,
J. (1997). Fisrt Steps Toward Teaching The Reggio way.
Prentice-Hall, U.S.A
Knoblock,
P. (1973). “Open Education for emotionally Disturbed
Children” Expectional Children. February 39, 358-365.
Lillard,
P.P. (1972). Monressori a Modern Approach-schocken Books
New York.
Meisels,
S.J. (1978). “ Open Education and The Integration of the
Children with Special Needs” Early Inventation and the
Integration of Handicapped and Nonhandicapped Children. Ed.
By, Michael J. Guralnick, University Park Press.
Baltimore.
Montessori, M. (1966). The Montessori Method,
Interoduction by J. Mc. V. Hunt. Seventh Printing. New
York. Schocken Books.
Montessori, M. (1995). The Aduanced Montessori Method, Vol
I. Introduced by Leffrey Stern, Unifacmanu, Thoemmes Press,
England.
Morrison,
G.S. (1976). Early Childhood Education Today, Edinborg
Charles E. Meil Publishing Company.
New, R.
S., (1989). “Early Child Care and Education, Italian Style:
The Reggio Emilia Daycare and Preschool Program” ERIC, ED
319483.
New, R.
S., (1993). “ Reggio Emilia: Some Lessons For U.S.
Educator” Eric Clearing- House On Elemantary and Early
Childhood Education U.S.A. ERIC, ED 354988.
Palestis,
E. (1994). “ Lessons form Reggio Emilia”, Principal,
73(5):16-17.
Prakasha,
V. (1983). Towards an Open Learning Environment for the
Young Child: Some Principles, Practices and Issues in
Curriculum Planing. Notes. United Nations Educational
Scientific and Cultural Organization, ERIC Ed 330440.
Saltz, R.
(1997) “The Reggio Emilia Influence at the University of
Michigan- Dearborn Child Development Center Challenges and
Change”, First step Toward Teaching The Reggio Way, Editor
Joanne Hendick, Prentice-Hall U.S.A.
Temel, Z.
Fulya (1993). “Okul Öncesi Eğitimde Açık Eğitim (Open
Education) Yaklaşımı, 9. Ya-Pa Okul Öncesi Eğitimi ve
Yaygınlaştırılması Semineri, Haziran Ankara.
Temel, Z.
Fulya (1994). “Montessori’nin Görüşleri ve Eğitim
Yaklaşımı”, Okul Öncesi Eğitimi Dergisi, 26(47), 18-22.
Tuckman,
W. B. (1991). Educational Psyhology. Harcourt Brace
Javanovich College Publishers. New York U.S.A.
Veale, A.
(1992). “Making Meaning With Eyes and Hands” ERIC. ED
351123
Wheikard,
P. D. (1990) Editör: Bekman, Sevda. “Okul Öncesi Çocuklar
İçin Temeller: High/Scope Yaklaşımı” Erken Çocukluk
Eğitiminde Farklı Modeller, UNICEF, İstanbul.