İçindekiler

°
Editör

° Necip Fazıl Kısakürek Biyografisi

° Çile / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Kaldırımlar I / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Kaldırımlar II / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Kaldırımlar III / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Serseri / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Dağlarda Şarkı Söyle / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Aydınlık / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Veda / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Paradi / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Prof. Dr. M. Orhan OKAY İle Söyleşi / Dniçer EŞİTGİN

° Yaşayan Şiir ve Çile / Arif AY

° Necip Fazıl' ın Yaşadığı Dönüşüme Bir Bakış / Celal ASLAN

° Necip Fazıl' ın Poetikası / Osman ÖZBAHÇE

° Necip Fazıl' la Yahya Kemal' in Kesiştiği Bir Nokta: Canım İstanbul / Necmettin TURİNAY

° Çile' nin Ukde' si: Uyanıklığın Çilesi / Ahmet Cüneyt ISSI

° Necip Fazıl: Hakikat Yolundaki Şair / Ali K. METİN

° Necip Fazıl' ın Aynasından Yunus Emre / Şahin KÖKTÜRK

° Tiyatro Yazarı Olarak Necip Fazıl / Turan KARATAŞ

° Bir Adam Yaratmak' ın Güçlükleri / Vefa TAŞDELEN

° Canım İstanbul / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Bekleyen / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Anneme Mektup / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Perdeler / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Nakarat / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Aynalar Yolumu Kesti / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Bu Yağmur / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Yunus Emre / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Köroğlu / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Hayat Mayat / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Gel / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Geçen Dakikalarım / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Yattığım Kaya / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Yusufcuk / Necip Fazıl KISAKÜREK

° Aynadaki Yalan' da Görünen Kadın / Şeyma BÜYÜKKAVAS KURAN

° Necip Fazıl ve Öğretmen / Şaban SAĞLIK

° Necip Fazıl Kısakürek' in Sakarya Türküsü Şiirini Tahlil / Nurullah ÇETİN

° Estetik, Estetikbilim ve Necip Fazıl' ın Bacalar Şiirinin Ontolojik Çözümü / Yavuz BAYRAM

° "Ağaç" ve "Büyük Doğu" Etrafında Necip Fazıl' ın Dergiciliği / Dinçer EŞİTGİN

° Doğumunun Yüzüncü Yılında Necip Fazıl Kitabı / Turgut BAĞRIAÇIK

 

mayıs 2005
TİYATRO YAZARI OLARAK NECİP FAZIL

Turan KARATAS
Doç. Dr., Gaziosmanpasa Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyati Bölümü
TOKAT


 

Sairligi ve siirleri ile Cumhuriyet'ten sonraki edebiyatimizin çigir açici isimlerinden olan Necip Fazil Kisakürek, tiyatro, hikâye, roman, senaryo roman, hatira, vd. edebî türlerde de kalemini tecrübe etmis, bu türlerde de belli bir seviyenin üstünde eserler ortaya koymustur. Necip Fazil'in siirden hemen sonra sanat cehdini en fazla tiyatroya tahsis ettigini görmekteyiz. Baska bir deyisle, Necip Fazil, bir edebî tür olarak tiyatroya önem ve emek vermistir.

Necip Fazil, tiyatroyu “güzel sanatlar içinde bir zirve” olarak kabul eder (Okay: 1998, 93). Sanatkârin söyledikleriyle, daha belirleyici bir ifadeyle yazarin yazdiklariyla genis kitleleri, halki yüz yüze getirisi, tiyatronun en önemli ve en cazip özelligidir. Aslinda, bir anlatma/duyurma/gösterme vasitasi olarak bize yabanci olan, dahasi bizim öz malimiz olmayan tiyatroyu, Necip Fazil, “toprak üstüne tebesirle çizilen esrarli bir dört köse” seklinde tanimlar. “Öyle bir dört köse ki, uçsuz bucaksiz hayatin en basibos kivrilislari onun darligi içine sigdirilacak, disaridaki ‘realite'sinden hiçbir sey kaybetmeden ona sigan hayat, disaridaki genislige sigmayacak kadar hudutsuz güzellik tecellilerine orada kavusacaktir. O, hayatin ‘kantite' gibi degersiz ve geçici yüzünü degil, ‘kalite' gibi derin ve sonsuz sahsiyetini zapteden ve onu molozlarindan ayiklayarak tasfiye eden, tipkisini, fakat baska türlüsünü gösteren mistik bir aynadir.” (Kisakürek: 1990, 10).

Bu tanimlamadaki, ‘mistik ayna' tabiri, Necip Fazil'in tiyatrolarini okurken, anlamaya çalisirken, dahasi incelerken, izah ederken, bize yardimci olacak anahtar bir kavramdir. Yazar, gerçegin kaba sathindan sikildigi ve/veya uzaklastigi ‘an'larda bu ‘mistik ayna'nin gizemine siginir. Zaten hayat da yekpare bir zaman içinde anbean olup biten çokluk izahi güç hadiselerden mürekkep degil midir?

Düsüncelerini genis kitlelere, kalabaliklara duyurmak Necip Fazil'in gayelerinden biridir. O, bir yönüyle ‘dava' adamidir. ‘Dava'sina yeni, genç ‘nefer'ler kazandirmak için kalabaliklarla konusmasi, bulusmasi gerekmektedir. Bunun için, tiyatro bulunmaz bir imkândir. Necip Fazil bir konusmasinda söyle der: “Tiyatro benim için içtimaî davada en büyük bir vaaz kürsüsüdür. Ayni sairi her yerde bulacaksiniz. Ideolocya Örgüsü'nde o sairin tefekkürü vardir. Siir kitabinda tahassüsü vardir. Tiyatro çok enteresan bir Batili kesiftir. Hayat donuyor, o çerçevenin içinde. Dondurulmus bir hayat. Orada da benim davamin sahislara intikal etmis, entrikaya intikal etmis, vak'aya intikal etmis sekli vardir. Bunlar hep sanatimin müstaklaridir.” (Kisakürek: 1990, 175).

Necip Fazil'in ilk tiyatrosunu telifi, siire baslamasindan yaklasik on bes yil sonraya tekabül eder. Bu türden ilk eseri Tohum  sahneye konulup kitap olarak yayimlandigi zaman Necip Fazil, adi edebiyat kamuoyunca bilinen, sanat çevrelerinde taninan ünlü bir sairdir. Kaldirimlar sairinin tiyatro yazmasi da, sairligi gibi ilginç bir nedene dayanir. Muhsin Ertugrul, bir gün ona tiyatro yazmasini teklif eder; o da, bir sartla kabul eder: Yazdigi oyunun basrolünü Türk tiyatrosunun bu büyük aktörü oynamalidir. Necip Fazil'in bir hafta gibi kisa bir sürede yazdigi Tohum'u Muhsin Ertugrul çok begenir;1 oyunu kendisi sahneye koyar ve Ferhad rolünü de üzerine alir. Eserin sahnelenisiyle birlikte tiyatro çevrelerinin takdirini kazanmasina, hakkinda onlarca yazi yazilmasina karsin, seyirciden gereken ilgiyi göremez ve perdelerini kapatir.

Bu ilk tecrübenin hayal kirikligina ragmen, Necip Fazil, hem Muhsin Ertugrul'un kendisi için gösterdigi fedakârliga karsi borcunu ödemek hem de ilk deneyimdeki bir nevi ‘sok'un ya da olumsuzlugun izlerini silmek, farkli bir söyleyisle tiyatrosunu kurtarmak için Bir Adam Yaratmak'i yazar.2 Eser yine Muhsin Ertugrul tarafindan sahnelenir ve uzun süre kapali gise oynar. Zaten oyundaki aktör Mansur, Muhsin Ertugrul'dur.

Ikinci oyunun, hem tiyatro/edebiyat çevrelerinden hem de izleyiciden gördügü büyük ilgi ve begeni Necip Fazil'i pes pese tiyatro yazmaya sevk edecektir. Ancak yazar, Bir Adam Yaratmak'ta yakaladigi basariyi sonraki eserlerinde gösteremez. Hemen bir yil sonra telif edilen Künye (1938) sahnelenmez bile. Bu arada, bir oyununun (Sir, 1946) tefrika edilirken yayiminin durdurulmasi yazarin keyfini ve yazma sevkini iyice kaçirmistir. Necip Fazil yaklasik on bes yil tiyatro yazmaya ara verir. Bu küskünlügü söyle izah eder: “Bu adami [Muhsin Ertugrul] seyrettikten sonra, tiyatroya temayül ettim. Eserlerimi kendisi oynamistir; bas eserlerimi... Bir Adam Yaratmak gibi, Tohum gibi... Sonra anlasamadik ayrildik. Tiyatro benim dindar tarafima tahammül edemedi. Bir nevi boykot oldu.” (Kisakürek: 1990, 166).

Bu kirginliktan sonra, Nâm-i Diger Parmaksiz Salih'in yayim tarihi olan 1949'dan Reis Bey'in kitap olarak nesrine kadar (1964), Necip Fazil'in tiyatrodan uzak durdugunu görmekteyiz.3 Her halükârda 1960'tan sonra Necip Fazil'in tiyatro yazarliginin ikinci dönemi baslar ve yazarimiz biri yarim kalan on eser telif eder. Reis Bey bu dönemin en dikkate deger oyunudur. Necip Fazil, ara veristen sonra yeniden tiyatro yazarligina dönüsünü söyle anlatir: “Kalemimi sahneye cezbeden, ismi gerekmez dedigim ihtiyar Türk aktörüyle aramdaki aykiriliklar, 1943'den 1960 yilina kadar tiyatro muharrirligime fasila verdiriyor ve 1960 yili hadiselerinden sonra girdigim zindan mikâpi, beni tiyatroda gördügüm esrarli mikâpin gökkusagi renkleriyle pirildayici dünyasina itiyor. Artik, rengi, dâvasi, gayesi, dostlari ve düsmanlari malum bir insan olarak, o aktör için degil, istikbâlin sanatkâri için yazmaya basliyorum.” (Kisakürek: 1990, 108).

Necip Fazil'in bugüne kadar, 14'ü kendi saglinda, biri ölümünden sonra olmak üzere 15 tiyatro eseri kitaplasti.4 Yazarin 1946'da yazmaya basladigi Sir ve 1960'da telif ettigi Kumandan isimli oyunlari yarim kalmistir5. Necip Fazil'in ilk 13 tiyatrosu 1976 yilinda Kültür Bakanligi tarafindan üç cilt hâlinde yayimlanir. Birinci ciltte, Bir Adam Yaratmak, Sabir Tasi, Ahsap Konak, Siyah Pelerinli Adam; ikinci ciltte, Yunus Emre, Kanli Sarik, Para, Mukaddes Emanet;  üçüncü ciltte ise, Reis Bey, Parmaksiz Salih, Künye, Abdülhamid Han6, Tohum yer almistir. Yazarin sagliginda basilan bu külliyat, hem eserleri derli toplu sunmak hem de ciltlerde yer alan tiyatrolarin siralanisi bakimindan (Necip Fazil'in istegiyle yapildigini düsünerek) anilmaya deger. Ibrahim Ethem ve Püf Noktasi, bu tarihten sonra telif edildigi için anilan külliyat içinde yer almamistir.7

Bir Adam Yaratmak'i disarida tutmak kaydiyla, denebilir ki Necip Fazil'in bütün külliyati içinde, okurun iltifatina en az mazhar olani tiyatro kitaplaridir. Bunun nedeni olarak, yazarin tiyatrolarinin zayifligini degil, edebiyatimizda tiyatro yapiti okumanin yaygin bir aliskanlik hâline gelmeyisini düsünmek gerekir. Necip Fazil'in tiyatrolari içinde basyapit, süphesiz Bir Adam Yaratmak'tir. Eser, tüm özellikleriyle türünün iyi örnekleri arasinda sayilmaktadir. Konusunun özgünlügü, kurgusu ve anlatis teknigiyle/üslûbuyla yazarin en dikkate deger, en çok begenilen yapitlarindan biridir.8

Tarihî, sosyal, güncel birçok konuya tiyatrolarinda temas eden, bir sebeple dile getiren Necip Fazil'in bilhassa Allah, din, inanç, kader, ahlak, ölüm, vatan, gençlik, kadin, batililasma,  kumar, fuhus, eroin vazgeçemedigi meselelerdir.9 Mistisizm, Necip Fazil'in oyunlarinda ihmal edilmez bir bakis açisidir. Siraladigimiz meselelere hep bu zaviyeden bakilir. Görünenin ardindaki gizemi/görünmeyeni sorgulamaktir yazarin asil maksadi. Mavera, ölüm ve bunlarin sirlari arastirilir, sinirlari zorlanir, sorgulanir. “Necip Fazil'in her piyesi bir nevi, ruhun olgunlasmasi için çektigi çilenin anlatimi olmaktadir. /... / Necip Fazil'in bütün piyesleri bize ruhun kendini bulmasi için sarf ettigi müthis alin terlerinin buruk acisini tattirmaktadir.” (Karakoç: 1986, 93).

Necip Fazil, tiyatro eserlerinde tarih, tarihi sahsiyetler, din-tasavvuf, dini-tasavvufi kimligi ile taninan tarihi sahsiyetler, masallar, Türkiye'nin siyasi-ekonomik durumu, felsefe, Türk toplumunun uygarlik sorunu, insan psikolojisi gibi pek çok konuyu islemistir. Konular tiyatro eserlerinde belirli bir diyalektik içinde kurgulanmistir. Söz konusu diyalektige göre Necip Fazil'in oyunlarinda hep bir karsitlik vardir. ‘Madde-ruh', ‘dogu-bati', ‘nefis-ruh', ‘insan-seytan', iyi-kötü', ‘Anadolu-Istanbul', ‘kozmopolitlik-Türklük (Büyük Dogu)', ‘eski-yeni' gibi kavramlarla ifade edebilecegimiz bu karsitlik, Necip Fazil'in oyunlarinin temel kurgusunu olusturur.” (Saglik: 2005, 380).

Mücadele, amaç ve arzulanan sonuç anlaminda bakilinca, Necip Fazil'in oyunlarindan üçü mutlu sonla biter (Tohum, Sabir Tasi, Yunus Emre); ama bu saadet öyle kolay kolay elde edilemez. Çesitli sikintilar çekmek, olaganüstü güçlükleri gögüslemek, bir çileyi doldurmak ve imtihandan geçmek gerekir. Kahramanin idealine kavusmasi, gayesine ulasmasi için çok zaman hayatini feda etmesi gerekir. Künye, Nâm-i Diger Parmaksiz Salih, Ahsap Konak, Kanli Sarik, Mukaddes Emanet, Ibrahim Ethem'de sonuç trajik gibi görünse de, ideal anlamda amaca ulasilmistir. Görünüste oyunun, iyilik ve güzellik baglaminda basarisizlikla bitirildigi zannedilebilir. Halbuki, asil maksat olan ‘ruhî selâmet'e kavusulmustur. Her yönüyle aciyla biten oyun azdir: Bir Adam Yaratmak, Para, Abdülhamid Han böyledir. Hüsrev çildirir, banka sahibi bütün mal varligini ve ailesini kaybeder, Abdülhamid Han da bir yalnizliga mahkûm edilir.

 Tiyatrolarin bir kisminda (Ahsap Konak, Siyah Pelerinli Adam, Yunus Emre, Püf Noktasi), bir sair/ozan tipiyle karsilasiriz. Bu kisi vasitasiyla, müellifin hem siire/saire dair görüslerini bir sekilde dile getirdigini hem de yeni siiri elestirdigini görürüz. Necip Fazil'in sair tarafi, metinlerin bir kisminda hem tavriyla hem sairane söyleyis biçimiyle karsimiza çikar. Baska bir deyisle, Necip Fazil'in sairliginden yansiyan söyleyis özellikleri tiyatrolarini besleyen, zenginlestiren bir damar olur. Meselâ, Siyah Pelerinli Adam'da para su sekilde takdim edilir: “O kâgit parçasi ki, üstünde nâzirin imzasi, dalkavugun pusesi, mezarcinin çamuru, orospunun podrasi, sarrafin ütüsü, casusun burusugu, imamin nefesi, irgadin teri, milletin remzi, dilencinin kiri, sehidin kani, sarhosun tükürügü, katilin tirmigi, mübasirin zamki birbirine karismistir. O olmadan, gel de, müstebide devletini, iltilâlciye âletini, babaya sefkatini, çocuga itaatini, hâkime heybetini, yalanciya sehadetini, fedakâra hizmetini, müraiye nefretini, âlime hikmetini, hastaya illetini, reise heyetini, bedbahta uzletini tercüme ettir! Arkadasin sadakati, satilmisin hiyaneti, zâhidin cenneti, muhtacin zilleti, ordunun kuvveti, morugun sehveti, vekilin talâkati, ölünün vasiyeti, vatanin emaneti, kelâmin sefaleti, günahin kefareti, dünyanin hakikati hep o...” (Kisakürek: 1976/1; 322-323).

Oyunlarda, yüzügün ana tasi mevkiinde/mesabesinde bir kahraman vardir; diger kisiler, o ana tasin etrafini dolduran, süsleyen figürlerdir. Yani oyunun büyük agirligi genelde bir kisinin üzerine birakilir. Denebilir ki, Necip Fazil, basta esas kahraman olmak üzere figürlerini, bir olayi üzerinde cereyan ettirmek ya da bir ani/hâli yasatmaktan ziyade, fikirlerini söyletmek, herhangi bir konudaki görüslerini, düsüncelerini duyurmak üzere seçer. Onlari çogunlukla, tabir yerindeyse bir ‘kuklakisi', gerçekliginden uzaga düsmüs bir kisilik olarak ortaya sürer.

Necip Fazil'in tiyatrolarindaki sahislari ‘iyiler ve kötüler' diye iki gruba ayirmak mümkündür. Hemen her kisi, bu iki kümeden birine dahil olmak durumundadir. Iyiler asiri derecede yüceltilir, kötüler de müstekreh denecek derekede alçaltilir. Klasik eserlerin yapisi geregi, müellif hep iyilerin yanindadir. En küçük bir olumsuzlugu, yanlis bir hareketi onlara lâyik görmez. Sanatkârin ‘iyi'lerden saydigi bir kisi, eger zararli, yanlis bir sey yapmissa bu onun mecbur kalisindandir, ya da iradenin bittigi yerde talihin yaman bir oyunudur.

Izleyicinin/okurun merakini canli tutmak için, Necip Fazil, tiyatrolarinda entrikaya agirlik vermistir. Okur/izleyici merakla beklenilen bir sonuca dogru götürülür. Bir oyunda geleneksel anlatilarin izine rastlariz. Nâm-i Diger Parmaksiz Salih'te, Haddehaneli Salih, oglunu kolundaki yanik izinden tanir.

Vak'anin ilerleyisinde tesadüflerin, olagandisiliklarin yeri büyüktür. Hayatin gayet gizli bir suuru olduguna inanan yazar, “tesadüflerin kim bilir nasil ve nereden idare edilen son derece girift ve içinden çikilmaz bir riyaziyesi vardir” der. “O pek güvendiginiz gurur budalasi aklinizi bir tarafa birakacak olursaniz, olur bildiklerinizin nasil olmaz, olmaz saydiklarinizin da nasil olur oldugunu görürsünüz.” Bu düsturun Necip Fazil'in tiyatrolarinda olayin gidisatinda, kurgusunda hep var oldugunu görmekteyiz.

Oyunlarin bir kisminda, görünür biçimde bir ‘baba' motifi dikkati çeker. Bir Adam Yaratmak, Künye, Nâm-i Diger Parmaksiz Salih, Kanli Sarik, Mukaddes Emanet, Sir oyunlarinin birinci derecedeki kisilerinde, bir sekilde babadan tevarüs eden kimi özellikler hayatlarinda etkin olur. Yasantilarinin bir aninda, önemli bir olay safhasinda bu ‘baba' motifinin devreye girdigini görmekteyiz.

Necip Fazil, tiyatro yazarliginin ikinci döneminde (1964-1978) ortaya koydugu eserlerde, Reis Bey  hariç, mesaji açik bir biçimde söylemeyi tercih eder. Onu sanatsal bir örtüyle gizleme, süsleme geregi duymaz. Düsüncelerini hiç bir yola basvurmadan apaçik söyleyen, idealist bir yazar olarak karsimiza çikar. Dahasi, temel iletisini, oyunun sonunda tekrar etmeyi çokluk ihmal etmez. Bu noktada, sanki, okurun/izleyicinin algilama/anlama yetisinden kusku duyar gibidir.10

Necip Fazil'in siirlerini insâ ederken gösterdigi sanatkâr titizligini, tiyatro eserlerinde göremeyiz. Bu titizlik, bir dereceye kadar Bir Adam Yaratmak'ta gözlenebilir. Diger eserlerine yansiyan, estetik baglamda, olumsuz tavrin sebebi, yazarin öncü bir sanatkâr olarak kendine/kabiliyetine olan güveni, orijinal buldugu fikirlerini, hayallerini bir an evvel okurlarina/izleyicilerine iletme istegidir denebilir.

Necip Fazil'in oyunlarindaki kisi adlari rastgele seçilmis kanisi uyandirir. Bazen ortada bir ad bile yoktur. Kisinin bir sifati ona ad olarak takilmistir. Tohum'da Hanci, Yolcu, Hanim, Reis, Komiteci; Sabir Tasi'nda O Yolcu, Su Yolcu, Aptal Tayfa; Püf Noktasi'nda Ressam, Müzisyen, Efe vb. karakterleri tanimlayan isimlere az rastlanir. Bu anlamda en dikkate deger olan eser yine Bir Adam Yaratmak'tir. Bazen ironik bir özellik tasiyan isimler vardir, örnegin Para'daki sahis kadrosunun adlari böyledir.

Necip Fazil'in, tiyatrolarini yazarken bazi Batili müelliflerden etkilenmis, esinlenmis, yararlanmis olmasi tabiîdir. Çünkü, tiyatro bize Batidan gelen bir türdür. Kimden nasil etkilendigi, ne sekilde yararlandigi ya da esinlendigi ciddî bir mukayeseli çalisma sonunda ortaya konabilir. Bu konuda hiçbir sey söylememek için, Necip Fazil'i ve eserlerini yakinen tanidigini bildigimiz M. Orhan Okay'in bazi tespitlerini aktarmakla yetinecegiz: “Sembolik bir ifade ile asiri bir idealizm, karamsar bir dünya görüsü ve korku duygulariyla tezahür eden Avrupali yazarlarin [Ibsen, Strindberg, Maeterlinck] dogrudan dogruya veya Muhsin Ertugrul tesiriyle Necip Fazil üzerinde rolleri oldugu düsünülebilir. Bununla beraber Necip Fazil'in tiyatrolarinda vak'a, mekân ve kahramanlar tamamen yerli oldugu gibi, tesir etmis oldugu ileri sürülen bu temalarin islenisi de yerli motiflerle gerçeklesmistir.” (Okay: 1998, 93-94).

Necip Fazil, bir oyununda (Sir) geriye dönüs teknigini denemistir. Böyle bir teknik, tiyatronun imkânlari içinde ne derece uygulanabilir, bilemeyiz, ama bir yenilik oldugu görülüyor... Diger bütün oyunlarda vak'anin akisi, zamanin ilerleyisi kronolojikken, bu tamamlanmamis oyunda böyle bir yeniligi tecrübe eder yazar.

Birkaç oyununda, Necip Fazil'in folklardan yararlandigi görülür. Sabir Tasi, tamamen folklorik bir malzemeyle insâ edilmistir. Tohum'da ise komitecinin dilinden bir türkü dinleriz; Kanli Sarik'ta saz sairleri koçaklamalar okur. Bütün bu renkli malzeme ve motifler, hem oyunun temel fikrini güçlendirir, hem de anlatima bir canlilik kazandirir.

Yazarin, oyunun karakterine göre bir dil ve üslûbu tercih ettigini söyleyebiliriz. Bütün eserlerde olmasa da, önemli eserlerde, söz gelimi Bir Adam Yaratmak, Para, Nâm-i Diger Parmaksiz Salih, Reis Bey, Püf Noktasi'nda böyle bir özellik görülebilir.

Kendisiyle yapilan konusmalar okundugunda, yazdigi oyunlar incelendiginde, Necip Fazil, tiyatroyu önemseyen bir yazar olarak karsimiza çikar. Düsüncelerini genis kitlelere duyurmak için mühim bir vasita görür tiyatroyu. Sanatkâr ruhunun kimi sikintilarini bu türün çerçevesi içinde dindirir, dinlendirir. Rahat rahat konusur, idealindeki insanlari ‘yaratip' konusturur; mesajini açik açik söyler. Insanin dünyadaki macerasinin ruh planini, kaderi, ölümü, ahlâki, tarihi düsündürür, sorgular. Tezli tiyatro türüne girecek eserleri yegler daha çok. Üst bir zevkin/seçilmislerin estetik tercihleri yerine orta sinifin, kalabaliklarin, gençlerin begenisine karsilik verecek tiyatro eserleri ortaya koymustur. “Necip Fazil Kisakürek gerçek bir tiyatro yazari degildir [vurgu benim TK], birçok sair ve gazeteci yazarda görüldügü gibi söze agirlik verir. Onca önemli olan savundugu tezdir, fakat sair-yazar eserlerinde çok çarpici, düsündürücü imajlar bulur ve onlari bazen lirik bazen didaktik olarak isler.” (Enginün: 2001, 164). Prof. Dr. Inci Enginün, Necip Fazil'in tiyatro yazarliginda en büyük eksiklik olarak çatismalari olusturacak zit güçlere sahnede yer vermemesini görür. Karsit güç sahne disinda kaldigi için eser, söz yiginlarina kalbolur. (2001, 164).

Ne denirse densin, Necip Fazil'in tiyatrolari, bir ikisi hariç, vasatin üstünde, ‘esigi geçmis' eserlerdir. Birinci sinif bir eser olan Bir Adam Yaratmak, Necip Fazil'in isterse bu düzeyde yapitlar ortaya koyabilecegini ispat eder. Ne var ki, o, her zamanki kendine güveni yüzünden, düsündüklerini bir an önce iletme, duyurma kaygisiyla edebî kiymeti az olan, didaktik sayilabilecek örnekler de ortaya koymustur. Piyeslerinin tiyatro teknigi açisindan, yer yer teferruata bogulmus oldugu gözlenir. Sahneye koyucu ve oyuncunun yorumuna imkân verecek yapi ve anlam bosluklari/araliklari görülmez eserlerde.

 

__________________________

1 Bu ilk eserin yazilis sebebini ve serüvenini Necip Fazil söyle anlatir: “1935 yilinda bir gün Muhsin Ertugrul'u ziyaret ettim. Agustos sonlarinda idik. Bana dedi ki: ‘Niçin bir tiyatro eseri yazmiyorsun?' Cevap verdim: ‘Ben bir piyes yazsam ve Eylüle dogru yetistirsem bas rolünü bizzat üzerine alir misin?' Muhsin Türk muharrirlerinin piyes tecrübesine girisemediklerinden müteessirdi. Bu hususta birçok tesebbüsleri olmustu. Derhal Polonezköyü'ne çekildim. 7 gün içinde Tohum'u bitirdim. Sözlestigimiz günde Muhsin'i tiyatroda buldum, eseri teslim ettim. / ... / Demek oluyor ki, içimde piyes yazmak gibi, yillardan beri pisen, tesekkül ve taazzuv eden bir arzu, nihayet aktörünü bulmak sayesinde tatbik sahasina geçti.” (Kisakürek: 1990, 20).

2 “Bu esere zihnî hazirligi tam iki yil sürüyor. Eserini, Zonguldak'ta maden ocaginin bir lojmaninda yaziyor.” (Haksal: 2002, 28).

3 Necip Fazil'in yeni bir düzenlemeyle Büyük Dogu Yayinlari arasinda çikan tiyatro eserlerinin arka kapaginda yer alan ve kanaatimizce eserlerin basim degil de telif tarihini gösteren kayitlara itibar edecek olursak, bu ara veris 11 yillik bir süredir. Çünkü, söz konusu listede Nâm-i Diger Parmaksiz Salih'ten hemen sonra 1949 yilinda Siyah Pelerinli Adam yazilmis, Ahsap Konak ve Reis Bey ise 1960 yilinda telif edilmistir. Bu durumda, Siyah Pelerinli Adam'i Necip Fazil'in birinci dönem tiyatrolari arasinda saymak gerekiyor. Bir ayrinti daha; 1976 yilinda kendisiyle yapilan bir söyleside Necip Fazil, Siyah Pelerinli Adam'i 1943 Büyük Dogu'larinda tefrika ettigini belirtir (1990, 107).

4 M. Orhan Okay, Necip Fazil Kisakürek (1998) isimli monografisinde, sanatkârin Senaryo Romanlarim adli eserini de tiyatrolari arasinda zikreder (s. 98). Kanaatimizce, içinde dokuz senaryo bulunan söz konusu eser, her ne kadar tiyatro teknigine yakin bir teknikle yazilmis olsa da, sahnede temsil kabiliyeti olmayan yapitlardir. Sinema ya da televizyon filmlerine senaryo olmak üzere kaleme alinan bahse mevzu metinler, Yesilçam filmlerinden asina oldugumuz tipler ve temalar etrafinda kurulmustur. Özgünlükleri hayli azdir. Konularini geçmis zaman söylentilerinden ve kisilerinin hayatindan alan iki yapit Kâtibim ve Vatan Sairi Namik Kemal digerlerinden farkli bir düzlemde degerlendirilebilir.

5 Yarim kalan bu iki metin, mevcut hâlleriyle, Necip Fazil'in son yillarda yeniden yayimlanan tiyatro eserleri serisinde Siyah Pelerinli Adam piyesiyle birlikte kitaplasmistir.

6 Bu eserin ilk baskidaki adi Ulu Hakan Abdülhamid Han'dir (Ötüken Yay., Ist. 1969).

7 Necip Fazil'in tiyatrolarinin kitap olarak ilk yayim tarihleri su sekildedir: Tohum, Semih Lütfi, 1935, Ist.; Bir Adam Yaratmak, Suhulet, 1938, Ist.; Künye, Semih Lütfi, 1938, Ist.; Sabir Tasi, Semih Lütfi, 1940, Ist.; Para, Semih Lütfi, 1942, Ist.; Nâm-i Diger Parmaksiz Salih, Türk Nesriyat Yurdu, 1949, Ist.; Reis Bey, Ötüken, 1964, Ist.; Ahsap Konak, Büyük Dogu, 1964, Ist.; Siyah Pelerinli Adam, Büyük Dogu, 1964, Ist.; Ulu Hakan Abdülhamid Han, Ötüken, 1969, Ist.; Yunus Emre, 1969, Ist.; Kanli Sarik, Akçag, 1970, Ank.; Mukaddes Emanet, 1970; Ibrahim Ethem, Büyük Dogu 1978, Ist.; Püf Noktasi, Büyük Dogu, 2000, Ist.

8 Necip Fazil'in tiyatrolarinin içerigi ve edebî kiymetleri konusunda daha fazla bilgi için bkz.: Turan Karatas, “Necip Fazil'in Tiyatrolari”, Dogumunun Yüzüncü Yilinda Necip Fazil, Kültür ve Turizm Bakanligi Yay., Ank. 2004, s. 222-246.

9 M. Orhan Okay, Necip Fazil'in siirlerinde çok soyut olarak hissedilen ve müphem bir karakter gösteren korku, dehset, sikinti, vehim, süphe, yalnizlik gibi duygu ve temalarin oyun kahramanlarin sahsinda somut bir karakter aldigini söyler. Ayrica, tiyatrolarda islenen konularin siirleriyle ilgisi oldugunu belirterek sunlari söyler: “Bunlar, günah duygusu, vicdan azabi, kader ve irade, akil-duygu-sezgi iliskileri, madde ve ruh mücadelesi, bilinmeyenin arastirilmasi, aklin sinirlarinin zorlanmasi, her seyin ötesinde bir sir bulundugu inanci gibi metafizik ve psikolojik problemlerdir.” (1998, 93).

10 Bu duruma Inci Enginün de isaret ediyor: “Yazar eserlerinden mutlaka bir ‘hisse' çikarilmasi gerektigine inandigi için, budala yerine koydugu okuyucusuna (veya seyircisine) bu hisseyi bir kere daha açik seçik anlatmaktan kendisini alamaz ve çogu zaman gereksiz bir son sahne ile önceden uyandirdigi etkiyi yok eder.” (2001, 164).

 

KAYNAKÇA

ENGINÜN, Inci (2001), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyati, Dergâh Yay., Istanbul.

HAKSAL, Ali Haydar (2002), “Bir Adam Yaratmak'i Izlerken ve Yeniden Okurken”, Yedi Iklim, S. 151-153, Ekim-Kasim-Aralik, s.28-37.

KARAKOÇ, Sezai (1986), Edebiyat Yazilari II, Dirilis Yay., Istanbul.

KISAKÜREK, Necip Fazil (1976/1), Tiyatro Eserleri 1: Bir Adam Yaratmak, Sabir Tasi, Ahsap Konak, Siyah Pelerinli Adam, Kültür Bakanligi Yay., Istanbul.

KISAKÜREK, Necip Fazil (1976/2), Tiyatro Eserleri 2: Yunus Emre, Kanli Sarik, Para, Mukaddes Emanet, Kültür Bakanligi Yay., Istanbul.

KISAKÜREK, Necip Fazil (1976/3), Tiyatro Eserleri 3: Reis Bey, Parmaksiz Salih, Künye, Abdülhamit Han, Tohum, Kültür Bakanligi Yay., Istanbul.

KISAKÜREK, Necip Fazil (1978), Ibrahim Ethem, Büyük Dogu Yay., Istanbul.

KISAKÜREK, Necip Fazil (1990), Konusmalar, Büyük Dogu Yay., Istanbul.

KISAKÜREK, Necip Fazil (1999), Senaryo Romanlarim, Büyük Dogu Yay., Istanbul.

KISAKÜREK, Necip Fazil (2000/1), Püf Noktasi, Büyük Dogu Yay., Istanbul.

KISAKÜREK, Necip Fazil (2000/2), Siyah Pelerinli Adam, Büyük Dogu Yay., Istanbul.

OKAY, M. Orhan (1998), Necip Fazil Kisakürek, Sûle Yay., Istanbul.

SAGLIK, Saban (2005), “Tiyatro Yazari Olarak Necip Fazil”, Hece, S. 97, Ocak.


 

Dergimizin yıllık abone bedeli 20 YTL (öğretmen ve öğrenciler için 15 YTL)' dir.
Abone bedelinin Ziraat Bankası Şehremini-İstanbul şubesindeki Devlet Kitapları Döner Sermayesi Müdürlüğünün 130978 numaralı hesabına yatırılarak makbuzun ve açık adresin Yayımlar Dairesi Başkanlığı Teknikokullar - ANKARA aderesine gönderilmesi gerekmektedir.

© 2005 T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığı
URL: http://yayim.meb.gov.tr
Yorum, öneri ve yazılarınız için;
E-Posta: baae@meb.gov.tr