İçindekiler

° Editör

° Aralık' ta Bir Ezgi / Talip IŞIK

° Şakağımda Aşk Mühreleri / Selâmi ŞİMŞEK

° Ana / Âşık Mustafa Ruhani TEMEL

° Kapı / Mustafa Ökkeş EVREN

° Benim Babaannemin Kırmızı Başlıklı Torunu Olmadı / İbrahim GÜLTEKİN

° Hayatın Gri Rengi / Turabi ONAY

° Geceye Söyleşi / Fatih TİRYAKİ

° Ah Kitap Yine Kurtardın Beni / Kübra ASLAN

° Ahmet Hamdi TANPINAR' ın "Ne İçindeyim Zamanın?" Şiirini Tahlil / Nurullah ÇETİN

° Türkülerde Yaşamak / Tuba BENLİ

° Aşkın Yolcusu / Ayşe AYAZ

° Japonya' ya Eğitim Amaçlı Bir Gezi / Mustafa BAYRAKÇI

° Avuntu / Ayhan ERKALP

° Gurbet / Ekrem YALBUZ

° Ben ve Doğa / Zehra Bahar GEY

° Sevgili Öğretmenim / Funda ÖZSOY ERDOĞAN

° Araba / Cansu US YAZICI

° Haykırışlarda Boğulan Hıçkırıklar / Güneş KAYACAN

° Spor, Beslenme ve Sağlık / Orhan KIRIKOĞLU

° Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) / Hasan CAN

° Hüzünlü Anlar Durağından Geçerken / Yağmur YAĞIZATLI

° Ethem Baran' ın Dönüşsüz Yolculuklar Kitabında İnsan Halleri / Şaban ÖZÜDOĞRU

° Oğuz Atay' ın Bir Bilim Adamının Romanı Adlı Eseri / Celal ASLAN

° Paris' in Arka Sokaklarındaki Hüznün, Aşkın ve Tutkunun Ölümsüz Romanı Sefiller / Banu DAVUN

° GÜNDEM



 

aralık 2005

ARABA

Cansu US YAZICI
Sosyal Bilgiler Öğretmeni
Damal/ARDAHAN
 

Kel Yusuf'un oğlu Mehmet, Gümüş Ali ve Gediklerden Kerem bu kışı da elleri kolları bağlı, evde geçirmektense gurbete gidip çalışmaya karar verdiler. Hüseyin'in harmanında yolculuk planları yaparken, yanlarına Hasan emmi geldi. Hasan emmi ömrü gurbetlerde geçmiş uzun boylu, yanık tenli bir ihtiyardı. Hâlâ çoğu işi hiç zorlanmadan yapar, tarla çayır biçer harman döverdi. İyi bir duvar ustasıydı aynı zamanda. Köyün bütün evlerinde onun emeği vardı. Alışmıştı iş yapmaya.Kışın boş durmak gücüne gidiyordu. İstanbul'a gideceklerini öğrenince, onu da yanlarına almaları için yalvarmaya başladı:

– Çocuklar beni de birlikte götürün, yoksam o aklı yakın karıyla, damın deliğinde sıkıntıdan ölürüm. Hem bilesiniz İstanbul'da uzun bir zaman inşaatlarda çavuşluk ettim.İyi kötü tanıdıklar var. Size iş de bulurum. Adamların birbirine göz kaş işaretleri yaptıklarını görünce sinirlendi. Şapkasını dizine vurup ayağa kalktı:

Titrek ama kararlı bir sesle:

– Sizinle gelecem dediysem gelecem. Hepinizden daha iyi bilirim oraları. Size de yük olmam, çalışırız birlikte.

Bu durum karşısında ne yapacaklarını bilemediler.Hasan emmiyi kırmadan nasıl ikna edeceklerini düşünüyorlardı. Biliyorlardı ki çok inat biridir, Nuh dese peygamber demez.

GümüşAli:

– Ama Hasan dayı, yaşlısın o yollara artık dayanamazsın, hem kimin kimsen yok ne yapacaksın çalışıp.

Hasan emmi:

– Ölmeden bir dileğimi gerçekleştirmek isterim.Götürmezseniz ben de yalnız giderim, dedi ve söylenerek evinin yolunu tuttu.

Aradan iki gün geçmişti. Akşamdan yolluklar hazırlanmış, komşularla helâlleşilmişti. Sabah erkenden kalktılar.Sözleştikleri gibi köyün meydanında buluşacaklardı. Meydana geldiklerinde gözlerine inanamadılar. Hasan emmi sabahın köründe kalkmış, hazırlanmış onları bekliyordu. Oysa küstüğünü ve gitmekten vazgeçtiğini düşünüp sevinmişlerdi ama artık çok geçti. Koca adamı meydandan çevirecek değillerdi ya.

Yusuf:

– Tamam Hasan emmi bizimle gelebilirsin, deyince, Hasan emminin yüzünde güller açtı. Neşeli bir ıslık tutturup arkalarından yürümeye başladı. Yolculuk uzun ve yorucu geçti. Önce yürüyerek Hopa'ya, ardından deniz yolculuğuyla geceli gündüzlü altı günde İstanbul'a vardılar. Bir inşaata işçi olarak girip çalışmaya başladılar.Çalıştıkları binanın bir göz odasını kendilerine yatacak yer olarak vermişlerdi. Hasan emmi bütün gücüyle çalışıyordu ve hiç şikâyet etmiyordu. Çocukların peşine düşüp geldim. Onlara bu yaban ellerde ezgi veremem diye bir yeri ağrısa bile ses çıkarmıyordu. Çalışmaya başlayalı on sekiz gün olmuştu ki, Hasan emmi nasıl etmişse etmiş iskeleden aşağı yuvarlanmıştı.İniltilerine yetişen Kerem, Hasan emmiyi acilen hastaneye kaldırdı. Ama ne hastaneye verecek paraları ne de sağlık sigortaları vardı. Yine de bir yolu bulunur elbet deyip götürmüştü.

Doktor muayene etti ve:

– Kolu kırılmış.Uzun bir süre kolunu kullanamaz. Ayrıca vücudunun bazı yerlerinde yaralar ve çürükler var, dedi.

Bir hafta hastanede yattıktan sonra taburcu olacağı gün doktor, Hasan emmiyi odasına çağırdı.Hasan emmi elindeki kendi gibi solgun ve yıpranmış şapkasını sıkıntıdan iki büklüm etmiş, sanki yerde bir şey arıyormuş gibi dikkatli ve dalgın başını önüne eğmişti:

– Anlat bakalım Hasan amca kimin kimsen var mı burada? dedi doktor.

– Arkadaşlarım var. Aynı yerde çalışıyoruz.

Doktor, Hasan emminin bu yaşlı, üzüntünün de vermiş olduğu bitkin halini görünce, acıyarak sordu:

– Bu yaşta hâlâ neden çalışıyorsun?

– Doktor bey oğlum, hayalimde bir araba almak vardı. Gençliğimden beri onun bunun arabasıyla iş yapmaktan bıktım. Biraz birikmiş param var.Üstüne de biraz çalışırsam alırım, diye düşündüm ama bu iş geldi başıma demek ki nasip değilmiş, dedi.

Üzgün bir halde doktorun odasından çıktı. Çocukların gelmesini beklemeye başladı. Akşama doğru Kerem, Ali ve Yusuf, hastaneye Hasan emmiyi almaya geldiler. Çıkış işlemlerini yaptırırken bir de ne görsünler muayene ve yatak ücreti olarak, o çalışmayla bir kışa ödeyemeyecekleri kadar çok para istiyorlar. Ne yapacaklarını nasıl edeceklerini kara kara düşünmeye başladılar. Kerem:

– Şimdi ne yapacağız arkadaşlar, dedi ve Hasan emmiye dönüp:

– Hasan emmi senin kesende unuttuğun birkaç kuruşun da mı yok, dedi.

Hasan emmi:

– Ne bileyim böyle olacağını. Yoksam o deli karıya bırakmaz alırdım yanıma. Kaybedersin çaldırırsın diye başımın etini yedi ve elimden alıp çıkısına sardı. Bu arada yerleri silen adam onlara kızdı:

– Ortalıkta durup işime engel olmayın.Hadi kardeşim çekilin de işimize bakalım, dedi.

Ali adamın konuşmasından şehirli olmadığını anladığından mı nedir o ekşimiş yoğurt yüzlü adama sokulup bir solukta anlattığı dertlerine çare ister gibi sordu:

– Sen buradaki işleri bilirsin nereye gidelim, ne yapalım?

Adam önemli biriymiş gibi karnını ileri yitip süpürgesine dayanarak:

– Böyle bir durum karşısında başhekime gitmeniz yararınıza olur. Başhekim, altın kalpli yumuşak huylu biridir. Size bir yol gösterir sanırsam, dedi.

Hemen başhekimin odasını buldular. Başlarından geçeni bir bir anlattılar.Başhekim Hasan emmiyi muayene eden doktoru çağırdı.

– Hasta yakınları hastane masraflarını ödeyecek paralarının olmadığını söylüyor, dedi.

Doktor:

– Aman efendim demek paraları yokmuş, dedi ve alaycı bir gözle oradakileri süzdükten sonra:

– Bu yaşlı adam araba almak için çalışıyormuş. Gerçi bu yaşta bu azmi ve çalışkanlığı takdir ediyorum ama bu zamanda biz zor alıyoruz araba. O zaman durumu o kadar kötü olmasa gerek, dedi. Kerem:

– Bakın Doktor Bey, Hasan emmi araba almak istediğini söylediğinde onu yanlış anlamışsınız. O sizin bildiğiniz lüks arabalardan değil. Köyde ot taşımak için kağnı arabası almaktan bahseder. Onun için bu yaşına rağmen bizimle birlikte onca yol çekip İstanbul'a geldi. İnşaat köşelerinde yatar. Bizim neyimize o dediğiniz arabalar.Ekmek parasını zor buluruz. Etmeyin eylemeyin DoktorBey, dedi.

Doktorlar doğru söylediklerine kanaat getirdikten sonra hastayı taburcu ettiler.

Ertesi gün kazandıkları son paralarını da Hasan emmiye yol harçlığı verdiler. Tüm bu olanlar karşısında Hasan emmi, çaresiz, hayallerini yüreğinde gözyaşıyla boğarak başını önüne eğip memleketin yolunu tuttu.

 

Dergimizin yıllık abone bedeli 20 YTL (öğretmen ve öğrenciler için 15 YTL)' dir.
Abone bedelinin Ziraat Bankası Şehremini-İstanbul şubesindeki Devlet Kitapları Döner Sermayesi Müdürlüğünün 130978 numaralı hesabına yatırılarak makbuzun ve açık adresin Yayımlar Dairesi Başkanlığı Teknikokullar - ANKARA aderesine gönderilmesi gerekmektedir.

© 2005 T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığı
URL: http://yayim.meb.gov.tr
Yorum, öneri ve yazılarınız için;
E-Posta: baae@meb.gov.tr